HOBBES’UN BAKIŞ AÇISIYLA SİYASAL
SİSTEM İÇERİSİNDE BİR DEVLETİN DOĞUŞU ve
TANIMLAMASI ÜZERİNE YAKLAŞIMLAR
Ali Erkan ALAÇ*
SUNUŞ
Bu çalışmada, İngiliz filozof ve
siyaset kuramcısı olan Thomas Hobbes’un siyaset kuramı çerçevesinde ileri
sürdüğü siyasal sistemle ilgili görüşleri ele alınacaktır.
Hobbes, başyapıtı olarak kabul
edilen “Leviathan”adlı eserinde kendi önsözünde de belirttiği gibi “Devlet
hakkındaki incelemelerini “ ele almıştır( Hobbes 1993:15).
Hobbes bir”din ve dünya
devletinin” oluşturulmasında bireyler arası toplumsal sözleşmeye verdiği önem
ve ahlak kurallarını tamamen laik ve doğal bir temele oturtur. Leviathan adlı
eserinde de “Tanrının buyrukları” olan doğal yasalardan yola çıkarak, ideal
devletin oluşturulması yollarını gösterir; ayrıca hem dinsel, hem de
toplumsal-eğitimsel gerekçelerle çağının üniversite sistemine eleştiriler
getirir. Hatta Leviathan, batı siyaset biliminde Machiavelli’nin “Hükümdarı”,
ölçüsünde önemli bir baş yapıt olarak kabul edilir. Hobbes’un devlete ilişkin
yaklaşımları mutlakiyetçilik felsefesine dayanır(Thomson 1997:62). Esasen
yaşadığı dönem itibariyle XVII. Yüzyıl, Fransa’da mutlakiyetçi monarşik
yönetimlerin güçlendiği, İngiltere’de mutlak monarşi denemelerinin yapıldığı ve
teori alanında da mutlakiyetçi görüşlerin savunulduğu bir yüzyıl
olmuştur. Bu yüzyıl ekonomik,
sosyal, siyasal ve dini alanlarda krizlerle dolu bir yüzyıldır. Bu nedenle
Göze’ye göre (1998:128-129) XVII. Yüzyılda teoride savunulan mutlakiyet yönetimlerinin
genellikle keyfi yönetimler biçiminde anlaşılmaması gerekir. Mutlakiyet, feodal
yapının dağınık, bölünmüş, parçalanmış
siyasal iktidar anlayışına karşı
birleştirici, bütünleştirici, tekelci güçlü bir iktidar anlayışı getirmektedir.
Hobbes’un yaklaşımlarını da bu
şartlar doğrultusunda değerlendirmek gereklidir. Bu çalışmada ilk olarak
Hobbes’un yaşam ve eserlerine değinilerek genel felsefe yaklaşımı
değerlendirilecektir, ikinci olarak., Bir Devletin Nedenleri, Doğuşu ve
Tanımlanması Üzerinde durularak, sözleşmeyle kurulmuş Egemenlerin Hakları ve
Değişik Devlet Türleri Üzerinde
durulacaktır. Son olarak da Hobbes’un temel yaklaşımına olan eleştireler ele
alınacaktır.
GİRİŞ
Kılıçbay, Hobbes’un Leviathan adlı
eserinin Türkçe tercümesine yazmış olduğu önsözünde; Hobbes’un yaşadığı
dönemi(1588-1679) Rönasans ile Aydınlanma
arasındaki geçiş, fermantasyon ve
bağlantı dönemi olarak değerlendirilir. Bu dönemde ne modern ulus kavramına ne
de modern ulus-devlet oluşumuna ulaşabilmiştir (Hobbes 1993:9 )Minogue de,
Hobbes’un şüphe ile doğmatizm arasında bölünen bir düşünürler kuşağına ait
olduğunu belirterek, bu dönemde hiçbir inançlar dizisinin yıkılmaya karşı emin
olmadığını, insanların tüm alanlarda kendilerini miras aldıkları .ilgide
değişiklik yapmaya sürüklenmiş hissedeceğini belirtmektedir(Thomson
1997: 62)Kılıçbay’a göre Hobbes
bir ütopyalar çağının çocuğu ve ürünüdür. Hobbes’un ütopyasının atıf noktası
olan doğal durum soyutlaması, bir cehennem tasvir etmek
zorunda kalmıştır.
Öngördüğü siyasal düzeni açıklarken
Hobbes, Leviathan’da insanı inceleyerek başlar. İnsanda, insanın özelliklerinde
otoriter devlet için gerekli malzemeyi bulur. İnsanı diğer canlılardan ayıran
özelliklerinden biri akıl ve muhakemesidir. Akıl ve muhakeme ise bir hesap, bir
toplama, çıkarma işidir.Muhakeme eden insan, parçaları birleştirerek bütüne
ulaşan ve bütünden bir bütünü çıkartarak kalanı hesaplayan, parçalara inebilen
insandır, örneğin, hukukçular yasaları ve olayları toplayarak adil olanı ve
olmayanı belirlerler, siyasetle ilgilenenler ise anlaşmalar hükümlerini
toplayarak yükümlülüklerin neler olduğunu bulmağa çalışırlar.İnsanı belirleyen
bir başka özelliği de, olayların nedenini, niçinini anlamaya çalışması yani
bilimsel merakıdır. İnsanı diğer canlılardan ayırt eden başka özelliği ise dini
inançlara sahip olmasıdır.Tüm canlılar içinde yalnızca insanda dini inançların
varlığına rastlanır, İnsan, tanığı olduğu olayların nedenlerini anlamağa
çalışırken, iyi yada kötü kaderinin nedenini araştırırken, olayların birbiri
içinden doğuşunu, birbirini izleyişini gözlerken “nedenlerin nedenini”
araştırırken, “ilk ve ezeli” nedeni bulmak isterken Tanrıya ulaşmıştır.
İnsandakigelecek korkusu ölüm ve
yoksulluk korkusu, her zaman olayların nedenlerini anlayamaması, onu görünmez
bir gücün, bir yüce iktidarın varlığına inanmağa itmiştir.
İnsan, öte yandan yalnız bir
yaratık değildir, hemcinsleriyle birlikte yaşar. Doğa insanları fikren ve
bedenen eşit yaratmıştır. Her ne kadar bazı insanların diğerlerine oranla daha
güçlü oldukları ve diğer bazı insanların daha üstün fikri yeteneklere sahip
oldukları sanılırsa da, insanlar arasındaki bu farklılıklar, bir insana
diğerlerinin ulaşamayacakları bir üstünlük sağlamak için yeterli değildir.
,Örneğin, çelimsiz, zayıf bir insan kendi gibi güçsüzlerle anlaşıp birlikte
hareket ederek yada hile ile kendinden
çok daha güçlü bir insanı
rahatlıkla yenebilir yada öldürebilir.Özel yetenek gerektiren sanat ve bilim
gibi alanlar bir kenara bırakılacak olursa, insanlar arasında fikri yönden de
eşitlik vardır. Yalnız bazı kimseler kendilerinin ve kendilerine yakın diğer
bazı insanları daha kamil, daha üstün görürler ve öyle sanırlar, gerçekte ise
insanlar eşittir.
Eşit olan insanlar amaçlarına
ulaşmada da eşit istek ve umut besleyeceklerdir. Bu nedenle aynı şeyi ele
geçirmek isteyen iki insan, o şeye birlikte sahip olamayacaklarından
birbirlerine düşman olacaklardır. Aynı amaç peşinde koşan insanlardan her biri
diğerini ortadan kaldırmaya yada ona hükmetmeye çalışacaktır. İnsanların
hepsine ortak amaç ise, önce varlıklarını korumak ve sürdürmek ve ondan sonra
da hoşlarına giden şeyleri ele geçirmektir. Bunun için iyi bir ürün alan, iyi
bir şey üreten, iyi bir yere sahip olan her insanın karşısına, her zaman onun
emeğinin ürünlerini almak, onu öldürmek isteyecek başkası yada başkaları
çıkacaktır. Ne var ki bu saldırganla da ele geçirdikleri
değerlere, ancak kendilerinden
daha güçlü birinin gelip onu ellerinden alıncaya dek sahip olabileceklerdir.
İnsanlar arasındaki mücadeleyi
Hobbes üç nedene bağlar:Rekabet, güvensizlik ve herkesten üstün olma tutkusudur
bunlar. Bu nedenler sürekli olarak insanları
birbirleriyle savaşmaya
itecektir(Göze 1998:134-135).Rekabet insanları çıkarları için mücadeleye iter.
Güvensizlik duygusu da güvenliği sağlamak için insanları savaşa sürükler. Şan
ve ünlerini korumak ve rakipsiz olduklarını kanıtlamak tutkusu da insanları
saldırgan yapar. Rekabet halinde insanlar, başkalarının mallarına, çocuklarına,
karılarına sahip olmak için yarışırlar. Bunları bir defa ele geçirdikten sonra
da, onları korumak için, yani güvenlik için savaşırlar. Üstünlüklerini
kanıtlamak için savaştıklarında
ise, savaş nedenleri son derece
önemsiz olabilir, bir söz, bir bakış, bir gülüş, kendi düşünce ve inançlarından
değişik bir düşünce ve inanç omları saldırgan
yapar, uluslarına yada
mesleklerine karşı en ufak bir küçümseme onların saldırıya geçmeleri, şiddete
başvurmaları için yeterli neden olabilir.
LEVİATHAN - EJDER KİMDİR?Kimdir,
nedir bu Leviathan? Hobbes eserinin hemen girişinde Leviathan’ın ne olduğunu açıklar.
Leviathan Latince’de Civitas diye adlandırılan devlettir ve bu devlet insan
eseri yapay bir yaratıktır. Tıpkı insana benzer ama ondan daha büyük ve daha
güçlüdür, çünkü insanları korumak ve savunmak için yaratılmıştır. Bu insan
yapısı yaratıkta üstün egemen güç onun ruhunu temsil eder, yargı , yürütme
görevlerini yapan hakimler, memurlar ve diğer görevliler bu yaratığın
hareket etmesini sağlayan yapay
eklemleridir. Egemenlik kavramı içinde yer alan cezalandırma ve ödüllendirme
mekanizması bu yaratığın sinir sistemini oluşturur.
Toplumda herkesin zenginlik ve
varlığı onun gücüdür, halkın selameti “salus popili” onun görevidir,
danışmanları onun belleği, hakkaniyet ve yasalar onun
aklı ve iradesidir. Uyum onun
sağlığı , toplumsal kargaşa onun hastalıkları, iç savaş ise onun ölümü demektir
(Hobbes 1993: 17-18)
HOBBES’UN YAŞAMI VE YAZILARI
Thomas Hobbes, Avrupa yazınının en
ünlü politik incelemelerinden birinin yazarı, 1588’de Malmesbury yakınlarında
Westport’da doğdu. Babası bir din adamıydı.
Hobbes 1608’de Oxford’u
bıraktıktan sonra Cavendish ailesinin hizmetine girdi ve 1608-10 yıllarını Lord
Cavendish’in gelecekte Devonshire kontu olacak oğlu ile
Fransa ve İtalya’ya yolculuklar
yaparak geçirdi. İngiltere’ye dönüşü üzerine kendini yazınsal çalışmalara verdi
ve Tukidides’i(Peleponez savaşı tarihi)
İngilizce’ye çevirdi. Çeviri
1628’de yayımlandı. Francis Bacon(ö,1626) ve Cherbury Lordu Herbert ile
ilişkilerinin olmuş olmasına karşın kendini henüz
felsefeye vermemişti.
1629dan 1631’e dek Hobbes bir kez
daha Fransa’da bulundu, bu kez Sir Gervanse Clifton’un oğluna öğretmen olarak,
ve Paris’e bir ziyaret sırasındadır ki
Euklides’in Temeller’i ile
tanışmıştı, Tarihçiler tüm çabalara karşın Hobbes’un hiçbir zaman Descartes’ın
çok erken yaşta kazanmış olduğu o matematiksel bilgi
ve kavrayış düzeyine erişemediğini
belirtmişlerdir, Ama hiçbir zaman büyük bir matematikçi olmamasına karşın, ona
kalıcı bir bilimsel yöntem ideali veren şey
geometri ile bu karşılaşması
olmuştu,Paris’i ziyareti sırasında ayrıca duyu-algısı, duyumun cisimlerin
devimleri ile ilişkisi ve ikincil niteliklerin
konumu gibi sorunlar da dikkatini
çekmişti.
İngiltere’ye dönüşü üzerine Hobbes
yine Cavendish ailesinin hizmetine girmiş. Ve daha sonra 1634’den 1637’ye dek
geçen süre arasında bir kez daha Kıtada
bulunmuştu. Florence’da Galileo
ile karşılaşmış, ve Paris’te Mersenne tarafından felsefe ve bilim çevrelerine
tanıştırılmıştı. Böylece Kartezyen felsefeyi
öğrenmiş ve Mersenne’in isteği
üzerine Descartes’a onun Meditasyonlar’ına yönelik karşı çıkışların sunmuştu.
Bu dönem Hobbes’un düşüncelerinin gelişmesi
ve felsefi ilgilerinin
belirlenmesinde büyük bir önem taşımaktadır. Dikkatini felsefeye yöneltiği
zaman artık orta yaşlarındaydı; ama kendi için bir dizge
düşüncesini formüle etmiş ve bunun
üç bölümde sunulmasını tasarlamıştı. Gerçekte kafası ciddi olarak toplumsal ve
politik sorunlarla uğraşıyordu, ve 1640’da
Doğal ve Politik Yasanın
Öğeleri’ni yazıyor ve 1650’de bunun iki bölümü İnsan Doğası yada
PolitikanınTemel İlkeleri ve Politik
Cisim Üzerine başlıkları
altında yayımlanıyordu. Bütün
çalışmanın metni ancak 1889’da F. Tönnies tarafından düzenlenip
yayımlanacaktı.Kraliyetçi kanıları nedeniyle İngiltere’de güvenliğinin
tehlikeye düştüğünü düşünen Hobbes 1640'ta’ Fransa'ya’sığınmıştı. 1642’de
Paris’te tasarlanmış felsefe dizgesinin üçüncü bölümü olarak Yurttaş Üzerine
başlıklı çalışmasını yayımlıyordu; ve Paris’te kalışa sırasındaydı ki
Leviathan, yada Kilisenin ve Yurttaşların Cumhuriyetinin Öz, Biçim ve Gücü
başlıklı çalışmasını yazıyor ve
yapıt 1651’de Londra’da
yayımlanıyordu. 1649’da I. Charles’ın kafası uçurulmuştu. Bu durumda belki de
Hobbes’un Fransa’da kalmayı sürdüreceği
beklenebilirdi, özellikle bir süre
Paris’te sürgünde yaşayan Wales Prensi Charles’ın matematik öğretmeni olmuş
olduğu için. Bununla birlikte, 1652’de
Commonwealth ile barışıyor ve
Devonshire kontunun yanına yerleşiyordu. Leviathan’da açımladığı bilinen kimi
düşünceleri Paris’te kraliyet çevreleri
için kabul edilebilir türde
değillerdi, ve her ne olursa olsun Hobbes’un yurt dışında kalması için başlıca
neden olan iç savaş sona ermişti. Daha sonra
görüleceği gibi, politik kanıları
onun Devletin etkili bir denetimini elinde bulunduran herhangi bir De
Factohükümeti kabul edebilmesini sağlıyordu.
1660’da Restorasyondan sonra
Hobbes II. Charles’ın koruması altına alınıyor ve bir gelire bağlanıyordu.
1655 ve 1658’de Hobbes felsefi
dizgesinin ilk ve ikinci kesimlerini yayımladı, Cisim Üzerine ve İnsan Üzerine.
Ve yaşamının sonuna dek kendini yazınsal
uğraşlara verdi, Homer’in bütününü
,İngilizce’ye çevirdi ve Uzun Parlamento üzerine bir kitap yazdı. Tartışmalara
katılmaktan da geri kalmıyordu. Böylece
Derry piskoposu Bramhall ile
özgürlük ve zorunluk konusu üzerine yazınsal bir tartışmayı sürdürüyordu.
Ayrıca Elenchus geometriae habbinae başlığıyla
yayımladığı çalışmasında onun
matematiksel yanlışlarını sert bir biçimde eleştirmiş olan matematikçi Wallis
ile tartışmaya giriyordu. Heretiklik ve
ateizm zeminlerinde özellikle din
adamlarından gelen saldırılara uğruyordu.
Bununla birlikte, hem
Commonwealthi hem de Restorasyonu başarılı bir biçimde atlatmış olarak, sözel
polemikler tarafından öldürülemeyecek, ve 1679 kışında
doksanbir yaşında ölünceye dek
uzun bir yaşam sürecekti (Copleston 1991:13-15).
BİR DEVLETİN NEDENLERİ, DOĞUŞU VE
TANIMLANMASI ÜZERİNE
Hobbes’a. göre; Devletin amacı,
bireysel güvenliktir. Doğal olarak özgürlüğü ve başkalarına egemen olmayı seven
insanların, devletler halinde yaşarken
kendilerini tabi kıldıkları
kısıtlamanın nihai nedeni kendilerini doğa yasalarına uymaya zorlayacak
belirgin bir güç olmadığında insanların doğal
duygularının zorunlu sonucu olan o
berbat savaş durumundan kurtulmaktır(Hobbes 1993: 127).
Doğa yasalarına rağmen kurulu bir
iktidar yoksa veya bu güç güvenliğimiz için yeterince büyük değilse; herkes,
bütün diğer insanları karşı korunmak için,
kendi gücüne ve kurnazlığına
dayanacak ve bunu meşru olarak yapabilecektir.
İnsanların küçük aileler halinde
yaşadıkları yerlerde, birbirlerini saymak ve yağmalamak bir geçim yolu olmuş
ve, doğa yasasına aykırı olarak bilinmek şöyle
dursun, daha büyük yağma yapan
daha büyük bir şeref kazanmıştır. İnsanlar şeref yasalarından başka yasaları,
yani zulüm yapmayı, insanları kendi hayatları ve
çiftçilik araçlarıyla baş başa
bırakmayı emreden yasaları uymamışlardır.
O zaman küçük ailelerin
yaptıklarını şimdi de, daha büyük ailelerden ibaret olan şehirler ve krallıklar
yapmamaktadır. Onlar da, tehlike bahaneleri ve istilaya
uğrama korkusu ile kendi
güvenlikleri için, egemenliklerini genişletirler ve başka tedbir olmaması
nedeniyle haklı olarak, cebren ve hileyle komşularını
egemenlik altına almak veya
zayıflatmak için ellerinden geleni yaparlar ve bundan ötürü çağlar sonra bile
şerefle anılırlar.
Güvenlik, birkaç kişi veya ailenin
birleşmesiyle de sağlanamaz. Çünkü üstünken diğer tarafa olabilecek eklenmeler
güç üstünlüğünü diğer tarafa geçirebilir.
Dolayısıyla güvenliğimiz için
itimat eğebileceğimiz çokluk, herhangi bir sayı ile değil, korktuğumuz düşmanı
kıyasla belirlenir.Güvenlik, tek bir karar verici tarafından yönetilmeyen bir
çoğunlukla da sağlanamaz. Sun derece büyük bir çoğunluk da olsa, bu çoğunluğun
üyelerinin eylemleri, kendi bireysel muhakemelerine ve isteklerine göre
belirlenmekte ise, bu şekilde, ne ortak bir düşmana ne de birbirlerine zarar
vermelerine karşı savunma ve korunma bekleyemezler. Çünkü güçlerinin en iyi
hasıl kullanılacağı ve uygulanacağı konusunda farklı görüşlere sahip
olduklarından birbirlerine yardım etmek bir yana engel olurlar ve karşılıklı
muhalefetle güçlerini hiç mertebesine
indirirler. Böylece birleşmiş az
sayıda insan tarafından kolayca egemenlik altına alınmakla kalmazlar; aynı
zamanda ortak bir düşman yoksa, bireysel çıkarlar için kendi aralarında savaş
ederler(Hobbes 1993: 128)
Güvenliğin sağlanması için, tek
karar verici sürekli olmalıdır. Geçici bir karar vericiyle ortak bir düşmana
karşı birleşmiş gayretleriyle zafere ulaşsalar bile
daha sonra ortak bir düşmanları
olmadığı veya bazılarında düşman kabul edilen birisi, başka bazılarınca dost
sayıldığı vakit, farklı çıkarları nedeniyle
dağılacaklar ve kendi aralarında
savaş edeceklerdir.
BİR DEVLETİN OLUŞUMU VE TANIMI
İnsanları yabancıların saldırısından
ve birbirlerinin zararlarından koruyabilecek ve mutluluk içinde
yaşayabilmelerini sağlayacak böylesi bir genel gücü kurmanın tek yolu;
insanların bütün kudret ve güçlerini tek bir kişiye veya hepsinin iradesini
oyların çokluğu ile tek bir iradeye indirgeyecek bir heyete devretmeleridir.
Bu durum onaylamak veya rıza
göstermekten öte bir şeydir. Herkes herkese, senin de hakkını ona bırakman ve
onu bütün eylemlerinde aynı şekilde yetkili kılman
şartıyla, kendimi yönetme hakkını
bu kişiye veya bu heyete bırakıyorum demişçesine, herkesin herkesle
birleşmeleridir. Bu yapıldığında, tek bir kişilik halinde birleşmiş olan
topluluk, DEVLET olarak adlandırılır( Hobbes 1993 :129)Böylelikle ölümsüz
tanrının altında, insanların barış ve savunmalarını borçlu oldukları ölümlü
tanrı doğmuş olur. Çünkü, devletleri her bir kimsenin oma verdiği yetkiyle onun
elinde o kadar çok kudret ve güç toplanmış olur ve onun uygun bulacağı şekilde
hepsinin birden gücünü ve imkanlarını kullanır.
Egemen ve Uyruk Nedir?
İşte yukarıdaki kişiliği taşıyana
“egemen” denir. Onun dışında kalan herkes ise onun “uyruğu” dur.Bu egemenlik
iki yoldan elde edilir. Birincisi, bir kimsenin diğerlerince kabul edilmemesi
durumunda zor kullanarak boyun eğdirmesi veya düşmanlarını savaş yoluyla kendi
iradesine tabi kılması ve ancak bu şartla hayatlarını bağışlamasında olduğu
gibi doğal zor iledir. İkincisi ise, bir kişiye veya kurula, onun kendilerini
başkaların karşı koruyacağı inancıyla, tabi olmak için insanların gönüllü
olarak kendi aralarında anlaşmalarıdır.
Birincisi edinilmiş devlet,
ikincisi ise sözleşme ile kurulmuş devlet olarak adlandırılır(Hobbes 1993:
130)Egemenin Hakları. Bu egemen iktidara sahip kişinin yada meclisin durumu
daha açık olarak şöyle belirlenebilir:
Bir defa, insanların kurdukları
devletin biçimini değiştirmeye hakları yoktur, çünkü insanlar sözleşmeyle
haklarından mutlak olarak şu yada bu kişi yada meclis
lehine bir defa vazgeçmişlerdir,
mutlak vazgeçmeden geriye dönüş olmaz. Barışın kurulması ve savaşın durması
için de esasen böyle mutlak bir vazgeçme
zorunludur. İnsanların
kendilerinde saklayacakları, devretmedikleri bir hak, mücadele döneminin bir
kalıntısı olacaktır ki, bu da savaş haline dönüş için her
zaman yeterli bir neden
yaratabilecektir.
Sonra egemen güç yapılan
sözleşmeye taraf olmadığı için, sözleşme hükümlerine aykırı hareket etmesi söz
konusu olamayacağı gibi, hiçbir koşulla da bağlı
değildir, bu nedenle sözleşmeye
aykırı hareket ettiği ya da öngörülen bir koşula uymadığı gerekçesiyle egemen
gücün emirlerine uyulması düşünülemez,
Egemen gücün haksız
davrandığından, adalete aykırı hareket ettiğinden yakınılamaz ve bu yolda bir
iddia ileri sürülemez, insanlar kendi iradeleri ile
tüm hak ve yetkilerini
devrettikleri kişinin yada meclisin iradesine uymayı kabul etmişlerdir. Onun
adil dediğini adil, iyi ve doğru dediğini de iyi ve
doğru olarak kabul etmeyi
kararlaştırmışlardır.
Bu nedenle egemen gücün sahibinin
cezalandırılması yada öldürülmesi söz konusu dahi edilemez.Bilindiği gibi bir
devletin yani egemen gücün kurulmasındaki amaç tüm insanlar arasında barış ve
güvenliği sağlamaktır, bu nedenle amacı gerçekleştirecek kişinin yada meclisin
araçlarını seçme hakkı da vardır. Egemen güç barış ve
güvenliği yeniden kurmak için
gerekli gördüğü tüm önlemleri alacaktır.
Örneğin, barış ve güvenlik için
zararlı olan yada sadece yararlı olmayan düşünce ve doktrinlerin söz ve yazı
ile yayılmasını yasaklayabilecektir.Yine bilindiği gibi, devlet öncesinde
herkesin her şey üzerinde mutlak hakka sahip olması savaş halini yaratıyordu.
Bu nedenle devlet düzeninde mülkiyet hakkı iğimin gücün verdiği bir hak
olacaktır. İnsanların davranışlarında iyi ve kötü olanı, haklı ve haksız olanı
belirleyen egemen güç herkese, hakkaniyete ve ortak yarara uygun gördüğü oranda
bir toprak parçası yada taşınabilir mal üzerinde mülkiyet hakkı verir. Tanınan
mülkiyet hakkı, kişiye o maldan başkalarının da yararlanmak istemelerini önleme
hakkı verir ama, hak sahibi bu
hakkını egemen güce karşı iler
süremez. Mülkiyet hakkı yasalarla belirlenir, yasa olmadığı zaman ise “benimki”
“seninki” yada “onunki” ayırımı söz konusu olmaz.
Egemen güç, toplumda yasayı yapan,
kaldıran, değiştiren tek güçtür ve bu egemen güç kendi yaptığı yasalarla bağlı
değildir, çünkü”hiç kimse kendi kendini bağlayamaz.
Yazılı olmayan kurallar, örneğin
gelenekler, örf ve adet kuralları da, egemen gücün zımni iradesinden
almışlardır, egemen güç bu kuralları zımnen kabul etmiş
sayılır. Hukukun tek bir kaynağı
vardır, o da egemen gücün iradesidir.
İnsanlar barış ve güvenlik için
yapay yaratık devleti yaratmakla kalmamışlar aynı zamanda yasa denen yapay
zincirleri de yaratmışlardır ve yaptıkları anlaşmayla bu zincirin bir ucunu
egemen kişinin yada meclisin dudaklarına, diğer ucunu da kendi kulaklarına başlamışlardır.
Kuşkusuz yasaların hedefi insanların tüm davranışlarını kısıtlamak değildir,
onların birbirlerine kötülük yapmalarını önlemektir, yasa izlenecek yolu
gösterir, yoksa tüm yolları tıkamaz.Özgürlük ise, insanın davranışlarını
kısıtlayan dış engellerin bulunmasıdır. Özgür insan da zeka ve gücünün
elverdiği ölçüde dilediğini yapan kişidir. Yasa insanın davranışlarını
sınırlandırdığına göre devlet düzeni içinde kişinin ancak yasanın yasaklamadığı
şeyleri yapmak ve yalnızca onları yapmak özgürlüğü vardır.Egemen güç bölünmez,
parçalanmaz. İktidarı bölmek, onu yok etmek anlamını taşır, egemen gücü bütün
olarak bir kişi yada bir meclis kullanacaktır. Egemen gücün bölünmesi onunyüklendiği görevlerle bağdaşmaz.
Devletin Görevi Hobbes’da devletin
görevi kuruluş amacıyla belirlenmiştir. Devlet niçin kurulmuştur?Barış ve
güvenliği sağlamak için. Bu güvenlik kavramı yalnızca
insanların hayatlarının korunması
anlamına gelmez, aynı zamanda mutlu bir yaşam sürmeleri de güvenlik kavramı
içindedir. Bu konuda birinci palanda eğitim ve
öğretim sorunu önemlidir.Egemen
güç sahip olduğu yetkilerin kaynağı ve nedeni konusunda toplumu aydınlatmak
zorundadır, böylece devlete karşı direniş eylemleri önlenmiş olur.
İnsanlara komşu ülkelerin
yönetimlerine heves etmemeleri öğretilecektir, komşu ülkedeki refah ve
mutluluğun, yönetimler arasındaki ayrılıktan kaynaklanmadığı,
bunun onların iktidara büyük saygı
duymalarının ve sözleşmenin bir sonucu olduğu gösterilecektir. Yine topluma
egemen kişi yada meclisin dışında başka bir kişi
yada kurula ilgi, beğeni
göstermemeleri öğretilecektir. Yurttaşların bu ilkeleri her zaman hatırlamaları
için de, belirli günlerde yasaları okumak, yorumlamak,
görevlerini hatırlamak için
toplanmaları sağlanacaktır.Eğitim programı içinde çocuklara büyüklerine saygı
ve sevgi öğretilecek, adalet kavramı anlatılacak, başkasının sahip olduğu
değerlere el uzatmaması öğretilecektir. Örneğin, başkasının hayatına, vücut
bütünlüğüne ve malına saygılı olması, şiddet ve baskıdan kesinlikle kaçınması,
komşusunu sevmesi öğretilecektir. Bu konuda üniversitelere de önemli görevler
düştüğü kanısındadır.
Güvenlik sorunu, egemen gücün
adalette eşitliği sağlamasını gerektirir. Kişinin serveti ve mevkii ne olursa
olsun yasa önünde ve adalet karşısında eşit muamele
görmelidir.Çalışamayacak durumda
olanları, yaşamlarını sürdürebilmeleri için başkalarının sadakasını bekler
durumdan kurtarmak, onlara yardım etmek de, devletin güvenliği
sağlama görevi içine girer. Aynı
zamanda egemen güç çalışabilecek durumda olanlara iş sağlayacak ve işsizlikle
ve tembellikle mücadele ederek bu görevini yapacaktır.
Egemen gücün toplumun mutluluğu
için yerine getireceği bir görevi de “iyi yasalar”yapmak olacaktır. İyi yasa
ise “halkın iyiliği için gerekli olan yasadır.” Yasalar kolay anlaşılır, açık
ve seçik ifade olmalıdır.Egemen gücün görevlerinden biri de iyi danışmanlar
seçmesi ve işlenen suçun ağırlığına göre ceza vermesidir.
Egemen gücün güvenlik ile ilgili
görevini yerine ettirmemesi halinde ve yalnızca bu halde, toplumun egemen güce
itaat borcu sona erer. Çünkü kişinin kendini
koruma hakkı-yetkili organın bunu
yapmadığı takdirde-her zaman vardır. Kişinin egemen güce boyun eğmesinin nedeni
korunmasıdır, bu koruma görevini yerine
getirmeyen bir güce itaat etme
borcu da sona erecektir.Devleti Zayıflatan ve Çökerten NedenlerÖlümsüz bir şey
yoktur. Devleti zayıflatan ve ölüme götüren nedenler de onun yapısından
kaynaklanır.Barış ve güvenlik için mutlak nitelikte bir iktidarın bulunması
zorunludur. Otoritenin mutlak nitelikte olmaması devletin çöküşünü hazırlar.
Yıkıcı doktrinlerden kaynaklanan
hastalıklar da devletin sonunu hazırlar. Örneğin iyi yada kötünün ne olduğuna
herkesin karar verebileceğini savunan doktrinler, devlet için yıkıcı olur,
çünkü iyiyi ve kötüyü belirleme yetkisi yasa koyana aittir. Kişilere bu hakkı
tanımak, uyacakları sonucuna olaşır ki, bu da devleti zayıflatır. Başka bir
yıkıcı doktrin de, kişinin vicdanına ters düşen bir yasaya uymama hakkını
kendinde görecektir ki Hobbes bunun da devleti zayıflatacağı inancındadır.
Bunun gibi egemen gücü kullanan
kişi yada meclisin yasalara tabi olduğu görüş de Hobbes’un devlet anlayışına
ters düşer. Egemen güç doğal yasalara uymalıdır ama,
kendi yaptığı yasalarla bağlı
değildir. Aksi halde egemen gücün üstünde onu muhakeme edebilecek,
cezalandırabilecek başka bir egemen güç kabul edilmiş olur
ki, bu da sonuçta devletin
dağılmasına yol açacaktır.Kişilere tanınan mülkiyet hakkına mutlak bir nitelik
verilmesi ve bu değerler üzerinden devlet hakkının kaldırılması da devleti
yıkar. Çünkü devletin mülkiyet konusu olan değerler üzerindeki haklarını
kaldırmak demek, devletin bu değerleri iç ve dış saldırılara karşı koruma
hakkının bulunmadığını kabul etmek olur ki bu da ‘Hobbes’a göre devlete ters
düşer.
Egemen gücün bölünebileceğini
düşünmek de, savunmak da devleti yıkar, çünkü bölünen güçler birbirlerini yok
ederler. Bunun gibi komşu ülkelerin
yönetimlerini taklit etmek de
devletin sonunu hazırlayabilir, örneğin, Yunanlıların demokrasi denemesini
taklit etmek ve bu yönetimin neden olduğu iç
savaşları görmemek büyük bir
yanılgı olur.
Devleti yıkan başka bir neden de
siyasal iktidar dini iktidar ilişkilerinin yanlış değerlendirilmesidir. Kilise
bir devlet organıdır ve toplumda yalnızca bir tek iktidar vardır, o da devlet
iktidarıdır. İki iktidarın varlığını kabul etmek, devlet ve kilise arasında iç
savaşı göze almak olur ki, bu da barışın ve güvenliğin sonu demektir.Bunun
gibi, karma yönetim denemesi, devletin yeterli ve gerekli mali kaynaklara sahip
olmaması, kamu gelirlerinin bazı kişilerin tekelinde toplanması, toplumda bir
bölgenin, bir şehrin ya da bir meslek grubunun gerektiğinde fazla güçlenmesi,
savaşta yenilgi... gibi nedenler de devletin sonunu getiren nedenler
arasında yer alır.
Devlet BiçimleriEgemen güç bir
kişinin ya da bir meclisin elinde olabilir, bir kişide ise, devlet biçimi
monarşidir, bir mecliste ise devlet demokratik ya da aristokratik
bir devlet olabilir. Herkesin
meclise girebilme hakkı varsa bu bir demokrasidir, meclise ayrıcalıklı bazı
kişiler girebiliyorsa, bu devlet biçimi de
aristokrasidir. Hobbes bu üç
devlet biçiminden başka bir devlet bulamayacağını ileri sürer, bazılarının
söyledikleri gibi değişik yönetim ve devlet türleri
yoktur. Monarşiden hoşlanmayanlar
onu zorbalık olarak değerlendirirler, aristokrasiyi beğenmeyenler ise ona
oligarşi diyeceklerdir, demokrasiden
hoşlanmayanlar da onu anarşi
olarak adlandıracaklardır,Üç devlet biçimi arasında iktidarda fark yoktur,
ancak barışı ve güvenliği sağlamada yani amaca hizmette ayrılık vardır. Hobbes
monarşiden yana olduğunu ve karma yönetime de karşı olduğunu açıklar.
ELEŞTİRİLER
Hobbes’un kısaca açıklamaya
çalıştığımız totaliter devlet sistemi, yirminci yüzyılda değerlendirilirken,
iki görüş ortaya atılmıştır.Bir görüşe göre,-Vialatoux- Hobbes totaliter
devletin teorisini yapmıştır ve XX. Yüzyılda uygulamada görülen totaliter
devletle-faşist, nasyonal-sosyalist ve komünist devletler- Hobbes’un
Leviathan’ını anımsatmaktadır
Hobbes’un binlerce insan başından oluşan
devi totaliter mutlakiyetin sembolüdür, Devlete karşı kişilerin tüm hakları
inkar edilmektedir. Kişi tüm haklarından vazgeçmiştir. Kendini devletin yüce
gücüne tabi kılmıştır. Hobbes ekonomi dahil ner şeyin yönetimini siyasal güce
vermiştir. İnsanların efendisi devlet, aynı zamanda malların da sahibidir.
Mülkiyet hakkını devlet vermiştir ana, devlete karşı ileri sürülemeyen bir
haktır.Kilise de devletin enrinde ve hizmetindedir. Devlet insanların
yarattıkları “ölümlü tanrıdır”, Vialatoux bu totaliter devlet ile modern
totaliter devletler arasında yakın benzerliklerin inkar edilemeyeceğine işaret
eder. Hobbes totaliter devlet teorisinin
kurucusudur. Ancak Vialatoux,
yirminci yüzyıl totaliter devletleri kurulurken, doğrudan Hobbes’tan
esinlenilmediğini ve Hobbes’un kendinden üç yüzyıl sonra
kurulan değişik yapı ve
ideolojideki totaliter devletlerin kuruluşunu sağlayan ideoloji ve eylemlerin
itici gücü olmadığını da kabul edecektir. Nevar ki
totaliter devletin teorisini yapan
Hobbes’un Leviathan’ı ile modern totaliter devletler arasındaki bağlantının da
görmemezlikten gelinemeyeceğini söyler( Göze 1998: 145).
Bu görüşün karşısında, ikinci bir
görüş -Capitant- Hobbes’un Leviathan’ı ile modern totaliter devletler
arasındaki benzerlikler ne denli çarpıcı olursa olsun, organik ve mistik
nitelikteki modern totaliter devletlerle, Hobbes’ un bireyci ve rasyonalist
doktrini arasında önemli ayrılıklar olduğuna dikkati çeker.
Bu görüşe göre, Hobbes
mutlakiyetçi bir düşünürdür ve onun Leviathan’ı bu açıdan totaliter devleti
aksettirir. Hobbes mutlakiyetçiliği son haddin kadar götürür
ve liberalizmin iki büyük temel
ilkesini reddeder. Bu ilkeler, kişinin devlete karşı ileri sürebileceği hakları
olduğu ilkesi ve kuvvetler ayrılığıdır,Ancak
Capitant, modern totaliter devlet
ideolojilerinin Hobbes’un felsefesine yabancı olduğunu söyler. Hobbes bireyci
ve akılcıdır, oysa modern totaliter devletler,
örneğin bir nasyonal-sosyalizm
organik ve mistik bir niteliğe sahiptir, temeldeki ayrılık da burada kendini
göstermektedir.Capitant, nasyonal-sosyalizm örneği üzerinde durarak, görüşünü
şöyle açıklar:
Nasyonal-sosyalizmde halk, ulus ya
da Volk organik bir gerçek olarak kabul edilmiştir, birey tek başına hayatiyeti
ve gerçeği olamayan bir soyutlamadır, birey ancak ırkının ve halkının üstün
varlığı, gerçeği içinde eridiği ölçüde değer ve ölümsüzlük kazanır Birey sosyal
organizmanın bir hücresidir, canlılığını,gerçeğini sosyal organizmadan alır ve
bu organizmanın gelişmesine tabi olur. Totaliter devlette, devlet gerçek ve
kollektif bir varlıktır, bireyi alır, onu yoğurur, istediği biçimi verir ve
sosyal organizmanın amacına hizmet edecek duruma sokar.
Oysa, Hobbes’da Leviathan yapay
.bir yaratıktır. Hobbes ısrarla devletin doğal bir gerçek olmadığını, sadece
hukuki bir varlık olduğunu tekrarlayacaktır.
Hobbes, birey gerçeği dışında
sosyal gerçek tanımaz. Devletin gücü doğal bir güç değildir,bu gücün kaynağı
kişilerin aralarında yaptıkları sözleşmedir ve bu
sözleşme ile kişiler güçlerini
egemen kişinin emrine vermişlerdir. Bu bakımdan Hobbes’un düşüncesinin tamamen
bireyci olduğunu söyleyen Capitant. Modern
totaliter devletin organik
görüşüne aykırı olduğunu belirtir( Göze 1998: 146).
Bundan başka Hobbes’un
rasyonalist, akılcı olmasına karşılık modern totaliter devletlerin
ideolojilerinin mistik olduğuna değinir. Esasen mistik ve organik
görüş birbirine bağlıdır,
akılcılık ve bireyciliğinin birbirine bağlı olduğu gibi,İdeoloji farkının
kurumları da etkilediği açıktır, Hobbes’un mutlakiyet anlayışı
totaliter mutlakiyetten farklıdır.
Modern totaliter devletler bir
doktrine, bir inanca dayanır-komünizm, faşizm, nasyonal-sosyalizm-,devlet bu
doktrinden meşruiyetini elde eder, ilkelerini ve
sayasal amaçlarını bu doktrine
dayandırır. Doktrine bağlı, doktrinle aynı olan devletin görevi bu doktrini
yaymak, kabul ettirmektir, çünkü varlığı buna
bağlıdır, devlet bir din gibidir,
yurttaşlar da bu dine inananlar... Devlet kişileri ruhları ve bedenleriyle
kavrar ve kişileri belirli bir eyleme yöneltir,
belirli bir yöne sürükler, bu
hedefler belirlidir, açık ve seçiktir, örneğin içte belirli bir sosyal düzenin
kurulması ve dışta savaşa hazırlanmak
gibi,Totaliter devlet, devlet ve
toplum ayırımını reddettiği gibi, kişinin özel ve toplumsal hayat ayırımını da
reddeder. Oysa Hobbes’un mutlakiyeti bu kadar
sert ve korkunç değildir,Hobbes’un
devleti hukukla bağlı değildir, yönetici hukuken sorumsuzdur, cezalandırılamaz,
kişinin devlet karşısında hiçbir hukuki
güvencesi yoktur, çıkarı tüm
haklarını devretmesini gerektirmiştir, ama bu devir işlemi kişinin iradesine
dayanır ve onun çıkarı için yapılmıştır ve egemen kişi
iktidarını bu yönde kullanmak
zorundadır.
Hobbes’un devleti liberalizme
yakın görülür. Kişilerin devletten istedikleri dış düşmanlara karşı
korunmaları, içte barışın sağlanması., kamu güvenliği elverdiği
oranda zenginleşme ve devletin
tanıyacağı özgürlüklerden-zararsız özgürlükler-yararlanma. Tüm hakların
kaynağını yasada gören Hobbes hukuki pozitivizme de yaklaşmaktadır.
Hobbes’da egemen kişi hukuken her
şey yapabilir, iktidarı mutlaktır ve keyfidir ama uygulamada kişilere geniş bir
hareket alanı bırakmaktadır. Hobbes’un monarkı
XVII. Yüzyılın aydın despotudur,
örneğin Fransa’ya bireycilik abidesi olan Medeni Kanunu veren bir
Napolyon’dur,,,
Ancak kilise ile devleti
birleştiren Hobbes, bu yönü ile modern totaliter devletlerle birleşmiyor mu?
Hayır çünkü Hobbes, devleti bir dini yaymakla, bir doktrini kabul ettirmekle
görevli bir kuruluş olarak ele almaz. Hobbes’da söz konusu olan devletin din
kuruluşları kontrol etmesidir, bu devlet teokratik değildir, kilise devlete
değil, fakat devlet kiliseye hakimdir. Devletin tek amacı barış ve düzeni
kurmaktır ve kiliseye hakimiyet de bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan
araçlardan biridir.
Copleston’a göre ( 1991: 75) Hobbes
genel bir politik kuram sunmaktadır ki, bunda erk kavramı ve işlevi olağanüstü
önemde roller oynamaktadır. Bu kuramda
çok şey eskimiştir, tarihsel
olarak koşulludur- hiç kuşkusuz ‘bengi’ olarak görülebilecek ilkelerin ötesine
geçen herhangi bir politik kuram durumunda
kaçınılmaz olduğu gibi. Çünkü bu
ilkeler açıktır ki verili bir tarihsel evreye özünlü olarak bağlanabilmek için
çok genel ve çok soyutturlar. Ama Hobbes’un
insan sorunlarında gücün rolü
anlayışı kalıcı bir önemdedir. Bunu söylemek onun insan doğası kuramını
benimsemek (bir kuram ki, adcı yanlarında Hobbes’u
ondördüncü yüzyıl adcılığına
bağlamaktadır) ya da Devletin ve egemenliğin işlevini açıklamasının yeterli
olduğunu bildirmek değildir. Yalnızca Hobbes’un
bugüne dek bildiğimiz denlisiyle
insan tarihinin gerçeğini belirlemeye hiç kuşkusuz yardım etmiş olan etmenleri
oldukça açık olarak kavramış olduğunu
söylemektir. Benim görüşümde,
Hobbes’un politik kuramı tek-yanlı ve yetersizdir. Ama tam anlamıyla tek-yanlı
ve yetersiz olduğu içindir ki toplumsal ve politik
yaşamın göz önüne alınmaları
önemli özelliklerini açıkça gözler önüne sermektedir.