top
ÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ:   Sinem ÇATAL-ÖYKÜLER

E-mail: yonetim@odek-koyu.com  Copyright  © Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir. Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına aittir.     



 

SİNEM ÇATAL(*)


EMMi OĞLU


O zamanlar İzmir’de askerlikteyim...  Şafak üçtü. Memleketime, anama, babama, bacıma, emmi oğluma hasret bitecekti. "...Gider gitmez toprağı öpmek, köyümün o güzel havasını içime çekmek olacak...", diyordum.

Oysa ki, kara toprağa isyan etmek varmış kaderde. Şafak yediden sonra köyüm, anam, babam gözümün önüne geliyor. Hepsi burnumda tütüyordu. Anamın hastalandığımda başımda bekleyişleri, babamla yaptığımız bilek güreşlerimiz! Hep yenilirdim. Heybetli bir yiğitti ama son zamanlarda yenilmeye başlamıştı. Yüzündeki çizgiler de iyice belirginleşmişti.

"-Yaşlandık balam." diyordu.

Bacımın tarlada çalışırken aş getirdiğini hiç unutamam. Birde emmi oğluyla çocukluğumuz birlikte geçti. Acıyı, tatlıyı birlikte paylaştık. Aşklarımızı ilk birbirimize anlattık. İlk kez şehre birlikte indik. O benden iki yaş büyüktü. O'nun askerliğinde köy o kadar sessizdi ki! Upuzun boyu vardı. Hani derler ya, "- Kapı gibi delikanlı." sanki onun için demişlerdi. Kimse onu güreşte yenemezdi. İki kişiyle güreşirdi ama yinede yenilmezdi. Kızlar da az iç çekmezdi su başlarında.

Askerde hep aklımdaydı. Onu arkamda hasta bırakmıştım. Askere gitmeye az kala kötülemişti. Ne olduğunu öğrenmeden son gecemde eğlenip yollamıştı. Canım emmi oğlu şimdi kim bilir nasıldır deyip durdum askerlikte.

Son bir hafta kimseler aramaz olmuştu. Telefonlarımaysa muhtar yanıt veriyor, anamların tarlada olduğunu söylüyordu. Bir haftadır çalmayan telefon çalmıştı ve tok bir sesle telefona çağrılıyordum. Koşa koşa gittim. Arayan bacımdı;

"-Emmioğlu öldü, ağam.." diyordu. Ses kesildi;

"-Alo alo..." Neye uğradığımı anlamamıştım. Ellerimle kafamı tutuyor bir yandan da göz yaşlarım sel olmuş akıyordu. Çevremdeki sesleri işitiyordum, ancak ne dediklerini anlamıyordum.

Nasıl ölürdü? Kara toprak O!nu benden nasıl alırdı? Üç gün kederimden kimseyle konuşamadım. Şafak sıfırdı artık. Arkadaşlarımla helalleşip ayrıldım. Ayaklarım geri geri gidiyordu.

Nasıl gidecektim köyüme? Nasıl öpecektim o kara toprağı? Hasan’ımı, emmi oğlumu alan o toprağı!...

Otobüse bindiğimde gözümün önünden Hasan’ımın yüzü hiç gitmedi sesiyse kulaklarımdan. Yolculuk sona ermişti. Köyümün yakınındaki yolda indim. Kavaklar karşıladı beni. Hoş geldin der gibi yapraklarını sallıyordu ama onlar bile buruktu. Bir yarım saat oracıkta oturdum,ağladım.

Köye girdiğimde yollarda kimsecikler yoktu. Hayret demek geliyordu içimden ama nedenini biliyordum. Köyün delisi bile yoktu meydanda.

Canım gardaşım şu fani dünyadan göçüp gitmişti. Kim bilir yengemle emmim ne haldedir? Emmimlerin ev köyün diğer ucundaydı. Kahvenin önünden geçtiğimde kimseleri göremedim. Mezarlık köyün içindeydi oradan her geçişimde tüylerim ürperirdi. Şimdi Hasan’ım da o kara topraktaydı. Mezarlığın içine girdiğimde sanki mezarını biliyormuş gibi ayaklarım beni ona götürdü. Kara toprağa çöküp ağladım. O'na dert yandım. Kızdım beni bırakıp da nasıl gittin diye.

Şimdi hatırlıyorum da anam telefonda ağzından kaçırmıştı; Hasan'ım kanserdi. Gözyaşımı dindirmeli emmimlere destek olmalıydım.Hasan’ımda bunu isterdi. "...Her zaman dimdik dur." derdi.

Mezarlıktan doğrulup emmimlere geçtim. Yengemin feryadı üç dam öteden duyuluyordu. Kapıdan içeri giremiyordum. Hasan, koçum benim deyip sarılmayacaktı.

Hola girdiğimde bütün köy halkı sıralanmış duruyordu. Yavaş yavaş içeri sokuldum. Feryatlar iyice yükseliyordu. Gidip emmime yengeme sarıldım. Anama, bacıma, babama sarılamadım bile. Sevinemedi kimse. Ben sağlam olmalıydım. Hasan’ımın odasına geçtim usulca. Pek severdi odasını. Bazı geceler bu odada sabahlara kadar dertleşirdik. Hep yalnızlıktan korkardı. Acaba şimdi ne yapıyordu?

Defnine bile yetişemedim. Dört gün olmuştu gömeli Hasan’ımı. Emmimle yengem iyice el ayaktan düşmüşlerdi. Atamla ben emmimlerin tarlaları biçiyorduk. Yemeklerini ise anamla bacım yapıyordu. Yengem Hasan’ımın acısına dayanamayıp bir ay sonra öldü. Emmim bizimle yaşamaya başlamıştı. Adamcağız önce canı oğlunu, sonra da otuz yıllık karısını kaybetmişti. Çok geçmeden emmimde göçüp gitti, şu fani dünyadan.

Hasan küçükken hep beni korurdu. Babamdan dayak bile yemişti benim için. Şimdi düşünüyorum da ahirette de beni koruyacak mı?

İşte yavrularım 43 yaşındayım, ama hala hasretini çekerim. İşte oğlum senin isminin anısı bu. O isme emmi oğlum gibi sende layık olacaksın buna eminim.

Emmi oğlu mekanın cennet ola. Nur içinde yatasın. Seni çok özledim emmi oğlu.


SİNEM ÇATAL
23.01.2006

 

(*) SİNEM ÇATAL: Ödek Köyünden Çatalgillerden Hasan Çatal’ın torunu, Rıza Çatal'ın kızıdır Sinem. Henüz 17 yaşında ve lise sonda okuyor. Şu günler milyonlarca genç gibi harıl harıl üniversite sınavına hazırlanıyor. İnşallah ve umuyorum ki, emekleri boşa gitmeyecek. O okumaktan arta kalan zamanlarını hikaye yazmakla değerlendiriyor. İyi de ediyor. Yazdığı hikaye nesir olmasına rağmen şiir gibi lirik, berrak ve akıcı. Dili, cümleleri ve betimlemeleri son derece sade ve usta bir yazarı aratmayacak kadar da güzel. yukarıdaki kısa hikayeden bile bizler kıssadan hisse aldık.

Seni tebrik ediyoruz Sinem. Yazmaya ve yazdıklarını insanlarla paylaşmaya devam etmelisin.

Başarılarının devamını diliyoruz.

ÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ

                        



 Bu sayfanın son güncelleme tarihi: 10-08-2010

 

   

  bottom