topÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ:   Sinem ÇATAL-ÖYKÜLER

E-mail: yonetim@odek-koyu.com  Copyright  © Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir. Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına aittir.     


 

 


 

SİNEM ÇATAL(*)

YAYLA YOLCULUĞU

 

 

       On iki yaş civarındayım. Mayıs ayındayız. Annem, Ramazangil ve Karşıgil aileleri ile birlikte Konak Görmezde yayladalar. Konak Görmez bizim köyün en güzel yaylalarından biridir. O kadar güzel ki sanki cennetten bir bahçe. Tertemiz havası, eşi benzeri olmayan çiçeklerin renkleri, kokuları ve güzel görüntüleri ile bizleri mest ederdi. Yaylanın kurulduğu yer; Dört dağın tepesi ile çevrelenmiş büyükçe bir kuş yuvası gibi. Sadece gökyüzü ile çevredeki dağların yaylaya bakan yamaçlarını görebilirsiniz. Başka hiçbir şeyi göremezsiniz. Yaylaya varınca gökyüzüne doğru yükseldiğinizi hissedersiniz. Yaylanın çevresindeki dağların tepelerinden birine çıkınca DİVRİĞİ’yi ve çevredeki köylerin bazılarını görmeye başlarsınız. Her yere kuş bakışı bakıyor olursunuz. Bu görüntüler insana bir başka haz ve huzur verir. Geceleri dolunayda çevreye ve gökyüzüne bakmak bir başka güzellikti. Gecelerin soğuk olduğu sabahlarda; gökyüzünde bulut olmasa da çimenlerin üzerinde yağmur yağmışçasına bir ıslaklık olurdu. Dağlardaki çiçeklerin, çimenlerin, otların sulandığını ve bu güzelliklerin devam edeceğini düşünerek çok sevinirdim. Yaylamızı saran dağların karlarının erimesiyle oluşan küçük derecik yaylanın önünden akardı. Bu kadar soğuk ve berrak bir suyu başka hiçbir yerde görmedim.

 

     Yaylamız 2300m.yükseklikte ve sadece gökyüzünü gördüğü için atalarımız ona Konak görmez ismini vermişler. Atalarımızın bu yaylaya verilebilecek en güzel ismi verdiklerini düşünüyorum. Atalarımızı rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun.

 

     Konak Görmez de yaylada olan annemin yanına gitmek için köyden, yola çıkacağım sırada altı yaşındaki yeğenim Melek benimle birlikte ebesine gitmek istediğini söyledi. Bende aile büyüklerimizden izin aldım. Birlikte yola koyulduk…

 

     Göle varınca Sivri denilen yerde cılga yolu takip etmek yerine kestirmeden giderek daha kısa zamanda yaylaya varabileceğim ve böylece daha erken anneme kavuşacağım düşüncesi aklıma geldi. Çocuk aklı! Yolumuzu değiştirdik. Fakat çok çetin bir noktaya geldik. Yetişkin insanların bile geçmekte zorlanacağı yerlerden iki çocuk geçmeye çalışıyorduk. Uzaktan kayalar küçük gibi görünüyordu. Yaklaşınca ne görüyüm!   Üç beş metre yüksekliğe sahip doğal kale surları biçimin de uzanan kayalardı. Kendimden çok Melek için üzülmeye başladım. Onu nasıl böyle bir zorluğun içine sokmuşum diye düşündüm ve çok üzüldüm. Kayaların içinden tırmanmaya en müsait olan noktalardan ilerlemeye karar verdim. Ben bu engelleri aşmaya çalışırken bir yandan Melek’in elinden tutarak çıkarmaya çalışıyordum. Bazen sırtıma alıp kayalara tırmanarak çıkmaya çalışıyordum. Çevreme bakıyordum. Yardım isteyecek kimseler de yoktu. Başaramazsam ne yapacağım diye düşünmeye başladım. Çünkü tırmanarak çıktığım kayalardan ve sarp yamaçtan geri dönüp cılga yola da ulaşamıyordum. İnmek tırmanmaktan daha zor gelmeye başladı. Korku iyice sarmıştı beni. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüşçesine ter içinde kaldım. Devam etmekten ve başarmaktan başka çarem yok diye düşündüm. Tırmanışa devam ettik. Kayalardan tırmanarak geçmeyi başardık. Ama yaşadığım korku, endişe, heyecan beni çok yordu ve yıprattı.

 

      Dişdiş Kayanın altındayken Melek:” Amca sen önden git, ben arkadan geliyorum.” dedi. Bende Melek’in sözüne inandım ve önden gidiyorum. Dişdiş kayanın oradan geçtikten sonra Melek’ten hiç ses gelmeyince merakla döndüm ki Melek arkamda yok. Az önce yaşadığım zorluklar bana yetmezmiş gibi bir de bu geldi başıma! Öyle korktum ki anlatamam! Sanki başımdan aşağı kaynar sular yeniden döküldü. Melek’in yalnız başına geldiğimiz yoldan köye dönme imkanı yoktu. Koşa koşa geri döndüm. Çetin kayaların olduğu yerin başında yetiştim. Hemen yakasından tuttum. Bana bunu nasıl yaparsın diye kızdım. Çocuk aklıyla gözü kesmeyince geri dönmeye karar vermiş. O da iyice korkmuştu bir daha yapmayacağına dair söz veriyordu. Yeniden yayla yoluna koyulduk.  Epeyce bir yol gittikten sonra yaylaların en güzeline vardık. Anneme, komşularımıza ve yaylamıza kavuştuğumuz için çok mutlu oldum. Bütün yorgunluğum gitmiş gibi hissediyordum. Yayla yolculuğunun bu kadar çetin geçebileceğini hiç düşünmemiştim.

 

     Annem bana ‘’ Rengin beyazlaşmış yavrum, neyin var ?’’diye sordu. Anne yüreği yavrusunun sıkıntı yaşadığını hemen fark etmişti. Ben de anneme Melek’le birlikte yaşadığımız olayları anlattım. Annem:”Yavrum yol cılga da olsa tercih edilmesinin bir sebebi vardır. Daha iyisi olmadan o cılga yoldan vazgeçilmez.”dedi.

 

NOT: Ödek Köyünde yaşanan bu anı babam Rıza ÇATAL’ın bize anlattığı anılarından bir tanesidir. Ben de kaleme alıp bu güzel anıyı sizlerle paylaşmak istedim.

                                                                                               SİNEM ÇATAL

                                                                                                10-08-2010

 

(*) SİNEM ÇATAL: Ödek Köyünden Çatalgillerden Hasan Çatal’ın torunu, Rıza Çatal'ın kızıdır Sinem. Üniversite öğrencisi.          

 

 

 
 E-mail: yonetim@odek-koyu.com
 Bu sayfanın son güncelleme tarihi: 22-08-2010

    


 bottom