topÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ:  

E-mail:  yonetim@odek-koyu.com Copyright  © Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir. Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına aittir.     


 

     

GLOBALİZM-KÜRESELLEŞME VE TÜRKİYE      

 

Bugün tüm dünyayı saran, hatta sarsan “Yeniden Yapılanma”, “Yeni Dünya Düzeni” , “Küreselleşme” veya özgün betimlemesiyle “Globalizm“ ne demektir?

Temeli nereye dayanmaktadır?

Bizim için faydalı bir şey midir?

Yoksa ülkemizi alt-üst edecek yeni bir manivela mıdır?

Bu soruların cevaplarını hep merak etmişizdir.

Globalizm hemen ortaya çıkmadı. Onun da bir doğumu, emekleme dönemi ve olgunluk dönemi vardır.

Globalizmin anası kapitalizmdir. Kapitalizmin özellikle XIX y.y. damgasını vuran liberalizm sayesinde özgürleşen bireylerin yeteneklerini göstermelerine imkân tanıyan düşüncenin hayata geçirilmesi soncunda sermayesine kattığı artı değerlerin anamalına eklenmesiyle tekelci sermayeye dönüşen uluslar arası sermaye bir çok kez ve en ağırı da 1929 yılında olmak üzere bunalıma düşmüştür. Yeniden yapılanma ihtiyacı, uluslararası sermayenin içine düştüğü bunalımdan çıkış yolu bulma çabasıdır. Bu bunalımın iki önemli ayağı vardır:

  1.  Ürünlerine dünyada Pazar bulmak (tüketim) amaçlı,

  2.  Dünyadaki ekonomik değerleri, kaynakları uluslar arası sermayenin kullanımına sunmak (yeni üretim) amaçlı.

Globalizmin temeli İkinci Dünya Savaşına kadar dayanır. 6 Ocak 1941 tarihinde ABD Başkanı Franclin Delano Roosvelt Kongreye sunduğu ünlü “Dört Özgürlük” bildirisinde bakınız neler diyor?

  1. Ülkelerin sınırları ancak halk oyu ile değiştirilebilir.

  2. Her halk kendi dileğiyle yönetim (hükümet) biçimine sahip olmakta özgürdür.

  3. Dünyadaki doğal kaynaklardan yararlanma eşitlik ve serbestlik içinde mümkün olmalıdır.

  4.  Korku ve yoksulluğun söz konusu olmadığı sürekli bir barış sağlanmalıdır.[1]

Bu dört özgürlüğü okurken insan ilk adımda bir şey fark etmiyor. Hatta insana çok hoş gelen tarafları var. Ancak asıl maksat, satır aralarına gizlenmiş durumdadır. Yoksa, Başkanın tüm dünyayı ve dünya halklarını o kadar çok sevdiğine, onlara hizmet aşkıyla yanıp tutuştuğuna, bu sebeple 14 Ağustos 1941 tarihinde İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile Atlantik’te bir gemide gizlice buluşarak “Atlantik Bildirisini” kabul ve ilan ettiklerine inanasınız gelir. Bakınız bu bildirir neleri içerir:

  1. ABD ile İngiltere’nin ülkelerini genişletmek gibi bir niyetleri yoktur.

  2. Sınır değişiklikleri halkların istekleri doğrultusunda yapılabilir.

  3. Uluslardan zorla alınan egemenlik hakları geri verilmeli ve her ulus kendi dilediği hükümet biçimini kurabilmelidir.

  4. ABD ile İngiltere, büyük-küçük, yenmiş-yenilmiş olmalarına bakılmaksızın bütün ulusların dünya kaynaklarından yararlanmalarını, denizleri ve okyanusları serbestçe kullanmalarını sağlamak istemektedirler.

  5. Her iki devlet bütün ulusların ekonomik alanda eşitçe işbirliği yaparak herkes için daha iyi çalışma koşulları, yüksek refah ve sosyal güvenlik sağlamalarını arzu etmektedirler.[2]

Her iki Bildiride de insanlık alemi için son derece cazip görüşlere yer verildiği görülmektedir.

Her iki ülke daha baştan, sınırlarını genişletmek gibi emperyalist bir amaçlarının olmadığını vurgulamaktadırlar. Oysa Onlarda böyle bir amacın olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak insanları ürkütmenin de bir anlamı ve mantığı yoktur, diye bu şekilde bir giriş yapma gereği duymuş olmalıdırlar.

Her ülkenin gerek sınırlarını belirleme ve gerekse diledikleri rejim ile yönetilmek hakkını kullanma özgürlüğü her ne kadar mazlum ülkeler içinmiş gibi gözüküyorsa da, “Böl – Parçala – Yönet” politikasına daha denk düşen bir hüküm olarak o dahi egemen ülkeler için geçerlidir.

Bu son derece ustaca planlanmış ve kaleme alınmış bildiride hiç de dikkati çekmeyen masumane fikir olarak sunulan “Dünyadaki doğal kaynaklardan yararlanma, eşitlik ve serbestlik içinde mümkün olmalıdır ve denizler ile okyanusların serbestçe kullanılması” fikirleri acaba kimin için bu maddeler arasına konulmuştur? Gelişmekte olan ülkeler için mi?

O tarihte dünya milletleri bunun farkında mıydılar?

2005 yılında ABD Başkanı George W.Bush “Petrol globaldir” diye beyanat vermiştir. Bu beyan basında ve medyada geniş şekilde yer aldı.

Başkan bununla ne demek istedi?

Gücü olan gidip bunu, dünyanın neresinde olursa olsun, alabilir mi demek istedi?

Bu söylem aslında çok ciddi bir beyandır! Ayrıca derinliği ve devamı olan bir olgudur.

Bunun temeli, globalizmin dünyayı sarmalına aldığı 1990 yılından 50 sene öncesine yani Atlantik Bildirisine dayanmaktadır.

Irak’ın işgali ile ABD Başkanının bu beyanı arasında bir illiyet bağı var mıdır?

Atlantik Bildirisini kabul eden ABD ile İngiltere’nin yine aynı kadim ikili olarak Irak’ı işgal etmesi acaba bir tesadüf müdür?

ABD Başkanının yarın çıkıp da “Uranyum veya Bor globaldir” derse; buna bizim tepkimiz ne olacaktır?

Petrol globaldir dendiği zaman tepki vermeyenler acaba bor globaldir denildiğinde ne tür bir tepki vermeyi düşünüyorlar?

IMF’ nin bu süreçteki rolü nedir? Borç para vererek ülkeleri vesayet altına almak ve ülkeyi kalkındıracak kamu harcamalarının kısılması için baskı aracı olarak kendini göstermek midir?  

Ülkenin ekonomisini düze çıkartmak çabaları altında, kendi politikalarını sindire sindire kamuoyuna vermek ve kabul ettirmek midir?

Küreselleşme başta ABD olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinde bile Demokrasi sorunlarını çözemediği gibi oralarda sorunlu olan demokrasi, bunalımlı demokrasi yapısıyla karşımıza çıkmıştır. Batılı ülkelerin toplam nüfusu 500 milyon civarında ise, bunun içinde 2 ila 3 milyon bu işin kaymağını yemektedir. Bu azınlık zümre şunların kontrolünü ellerinde tutmaktadırlar:

A. Para (Sermaye)

B. Üretim (Mal)

C. İş gücü (Hizmet)

D. İlk üçün (Sermaye-Mal-Hizmet) Serbest dolaşımı.

Ülkedeki sosyal sınıflar, öteden beri kalkınmanın ürünlerini eşit bir biçimde alamamakta ve bir kenara itilmektedirler.

Zengin-fakir arasındaki uçurum giderek artmaktadır.

Zenginleşmede makasın ucu kapanacağına daha da açılmaktadır.

İnsanlar paranın ya da belli bir sınıfın ayrıcalığına, peşin yargılara, grupların bencilliğine ve düşüncelerin katılığına çarpılmışlardır.

Egemen çevrelerin elindeki güç ve ulaştıkları refah, onların demokratik yaşamlarının serpilip gelişmesine yaradı ama, özgürlük, eşitlik, adalet, kardeşlik, paylaşım, v.b. noktalarda demokrasiyi ağır biçimde yaralamıştır.

Global refahı yakalayanlar, global mutluluğu yakalayamamışlardır.

Bizde de etkisinin böyle olmayacağını kim garanti edebilir?

Kendi ülkesine ve insanlarına pek de hayrı olmayan ve onları mutlu edemeyen globalizm bizim bu alandaki sorunumuzu acaba çözebilecek midir?

Veya bizi nereye sürükleyecektir?

Getirmek istediği ve hedeflediği iyi yönetim (yönetişim) kamu yönetimi reformunun felsefesini çizen temel kavramlar olarak kapitalizm için iyi yönetim” bağlamında karşımıza çıkmaktadır. İnsanları düşündüğü pek de ileri sürülemez. İnsanlardan ziyade ekonomiyi yönetmeye taliptir.

Globalizm yani küreselleşme, felsefesini ve temel ilkelerini Uluslar arası sermayeden, Dünya Bankasından (IMF), Dünya Ticaret Örgütünden, onların ihtiyaçlarına ve gelecekteki yapılanmalarına uygun düşecek stratejilerinden, özelleştirme ve yerelleştirme politikalarından almıştır.  

Kapitalizmi çok kötü göstererek insanları bir yanılgıya veya yanlışa düşürmek gibi bir düşüncemiz yoktur. Her şeyden önce kapitalizm "ahlaksız" değildir, ancak "ahlakdışı"dır. İkisi farklı şeylerdir.

Bu şu demek: Piyasa, ahlaki yargılarla işlemez. Bunu bilirsiniz. Orada insanlar, dürüst olanı, ideal olanı yapmaya değil, para kazanmaya çalışırlar. Piyasalar kamusal değil, kişisel yararın peşindedir. Bu, liberalizmin en temel kuramıdır.

Piyasa aktörlerinin hepsinin eşit davranmalarını bekleyemezsiniz. Rekabet ederler, ama elinden gelse, rekabeti ortadan kaldırabilirler.

Kaynakların adilane dağılımı için piyasalara bel bağlayamazsınız. Onlardan adil yahut eşit davranmalarını bekleyemezsiniz.

Bu açıdan toplumun gerçeklerine ve değer yargılarına uymadıklarından ahlakdışıdır.

Özgürlük, demokrasi, hukuk düzeni gibi evrensel ilkeler, piyasanın insafına bırakılamayacak kadar önemli ve toplumun vazgeçilemezi, olmazsa olmazlarıdır.

Barışı sağlamak, çevreyi korumak, adaleti gözetmek, hatta piyasa mekanizmasını garantiye almak için bile piyasa dışında, siyasi bir bakış açısı gerekir. Eğer, piyasayı denetlemezseniz, kaybedebilirsiniz. Çünkü, liberalizm sayesinde büyüyen ve güçlenen sermaye, küçülen devletin yerini almaktadır. Bu sistemde tekeller, holdingler, karteller birer gizli  Bakanlık  gibi çalışmaya başlarlar. Siyasi irade de onların kontrollerine geçecektir.

Bunlar Marx'ı haklı çıkartacak gibi gözükmektedirler. Karl Marx'ın dediği gibi kapital daima yoğunlaşma eğilimindedir ve rekabeti sağlamazsanız tek bir gücün eline geçer. Günün birinde tekelci sermayenin insafına kalmış olursunuz.

Bu gidişle demokratik görünümlü baskı rejimi her an kapımızdadır.

Globalizmin başarı şansı iki temel kuralın hayata geçirilmesine bağlıdır:

 

  1. Açık toplum,

  2. Şeffaf yönetim.

Peki her iki koşulun da getirisi kime olacaktır?

Toplum açık olursa insanların, onların sivil tolum kuruluşlarının ne düşündüklerini ve ne yaptıklarını veya yapacaklarını bilirseniz daha önceden tedbirinizi alabilirsiniz.

Açık toplum, aslında totaliter rejim taraftarlarının tehdidi altındadır. Bu tehdidi gözardı etmek doğru olmaz.

Şeffaf yönetim de aynı şekilde, belki bize yutturulan tarafıyla, “halk yönetimin her şeyinden haberdar olacak.” deniliyor ama, asıl egemen sınıf her şeyden haberdar olmak ihtiyaç ve isteğindedir.

Halkın örgütlenmesi ve kamuoyu baskısı yaratması için sunulan haklardan dernek, sendika, federasyon, konfederasyon şeklinde örgütlenmemsi ve örgütlü mücadele vermesi karşılık, halkın bir parçası olan iş verenlerin de örgütlenmeleri karşısında emekçi kesimin elindeki en büyük kozun bertaraf edilmiş olması güç dengesini alt-üst etmiştir.

Şu an gelinen nokta itibariyle Ülkemiz globalizm rüzgarına çok erken olamasa bile çok hazırlıksız yakalanmıştır.  Daha demokrasimiz sağlam rayına oturmamışken, sosyo-ekonomik yapı ve eğitim durumu itibariyle hak ve özgürlüklerden, özellikle insan haklarından ikmale kalmışlığımız gerçeğiyle bu fırtınadan bir an önce kurtulup engin bir limana kavuşmalıyız.

Şurası bir gerçek ki, biz globalizme gitmedik. O bize geldiğine, daha doğrusu gelmek istediğine göre, kesin bir şeyler almak amacındadır, diye düşünüyoruz. Globalizm Ülkemize gelmeden evvel alt yapısını yaptığı ve kendini güvende gördüğünü unutmayalım. Bunun için belli çevreler; medya ve yerli işbirlikçi alt sermaye gruplarıyla sıkı ilişkilerini sürdüreceklerdir. Soros gibi noel baba kılığında misyonerler Ülkemiz dahil, globalizmin kıskacına giren ülkelerde yılda 500 Milyar Dolar para harcayarak globalizmin temellerini ve geleceğini sağalama alma çalışmalarına devam etmektedir. Uluslararası sermaye, kazancının %20 sini bu iş için ayırmış bulunmaktadır.

Toplumun yanında kamunun da yeniden yapılanması çalışmaları son hızla devam etmektedir. Bu noktada herkesin dikkatli olması gerekir kanaatindeyiz. Geç kalmadan ve geçmiş olsun denilmeyi beklemeden ne yapacaksak bir an önce yapmalıyız.

Bize faydası veya zararı ne olacaktır? Derseniz,

Yorumu size bırakıyoruz....

 

              İbrahim Acun 15.12.2005

E-mail: ibrahimacun@yahoo.com

              ibrahimacun@ttmail.com


[1] MUMCU, Ahmet; Prof. Dr.; İnsan Hakları ve Kamu Özgürlükleri, Savaş Yayınları Ankara 1992, s. 96

[2] A.g.e.;s.97


 

 
 E-mail: yonetim@odek-koyu.com
 Bu sayfanın son güncelleme tarihi: 27-02-2012

 bottom