Mart ve Nisan ayları, her yıl Türk ve dünya kamuoyunun gündemine peş
peşe gelir oturur. 18 MART Çanakkale Zaferi'nin kutlamaları bitmeden zaferin
tadını almadan 24 Nisan Sözde Ermeni Soykırımı söylemleri dört bir yandan
dillendirilmeye başlanır oldu. Şanlı Zaferimize karşı adeta aşağılayıcı bir
karalama kampanyası ile karşı karşıya kalmaktayız. Psikolojik savaş, soğuk savaş,
kirli savaş, v.b.isimleri de olan bir dönemden geçiyoruz.
Batılı ülkeler 1839
da Islahat Fermanıyla başlayan Osmanlıyı batılılaştırma hareketlerine bizleri o
denli inandırmışlardır ki 1856 Tanzimat Fermanı, 1876 yılında I.Meşrutiyet ve
1908 yılında II.Meşrutiyet gibi önemli ekonomik ve siyasal değişimleri onların
telkin ve kontroller altında birebir hayata geçirmişiz ve adeta uyumuşuz! Geriye
baktığımızda alınan yol olmadığı gibi geriye bile düşmüşüz, gene uyanmamışız!
Uyandığımızda Osmanlı çoktan yok olmuş, tarihten silinmiş! Batı kendi
politikalarının çizgisinde yürümesi ülkemizi zorlamış ve her fırsatta etnik
ayrılıkları kışkırtarak bir ülkeyi paramparça etmiş ve bitirmiştir. Bu sonuca
Osmanlının katkısını da inkar etmemek lazım.
Atatürk ile kuruluş savaşı
vermişiz. Türkiye Cumhuriyetini kurmuşuz. Atatürk'ün önderliğinde 15 yıl süren
kalkınma döneminde inanılmaz gelişmeler göstermişiz. Bu dönemde Batılıların
suspus olduklarını görüyoruz. En ufacık bir müdahale dahi yoktur. Ancak
Atatürk'ün vefatından sonra Batılılar yeniden harekete geçmişler. Türkiye'ye
karşı müdahaleci, azınlıkları kışkırtıcı, vesayetçi baskı metotlarıyla ve
değişik kamuflaj örtüleri altında güya ülkemizi düze çıkartmak, hukuksal zemine
kavuşturmak, ekonomisini iyileştirmek, insan hakları alanında Batı Avrupa
normlarını hayata geçirmek ve Türkiye'yi Avrupa Birliğine üye olarak katılmasını
sağlamak için Avrupa standartlarına kavuşturmaya çalıştıklarına ve yapılanların
hukuksal gereklilik olduğuna insanlarımızı inandırmak istemektedirler! 1965 te
üye olmak için yaptığımız başvuruyu bahane ederek bu çağdaşlıktır, bu
ilericiliktir, bu Avrupalılaşmaktır, bu Avrupa hukukudur, bu insan hakkıdır,
v.b. aldatmacalarla içişlerimize karışmaya devam etmektedirler. Bunun sonu da
iyiye varmayacaktır.
Bunlar neyin hesabıdır? Bu neyin kinidir?
Aslında bu
tarihin derinliklerinden gelen ve dinmez, bitmez tükenmez bir husumetin hedefi
olmuş olan Türklerin bugün duçar oldukları ve gelecekte de olacakları bir
gerçekliktir.
- Belki Atilla'nın, belki Hunların Avrupa'yı işgal etmeleri ve yüzyıllarca
sürecek bu işgalin ve korkularının etkileridir.
- Belki alınması imkansız görülen İstanbul'un 1453 te Türkler
tarafından fethedilmesinin intikamıdır.
- Belki 1536 da imdat isteyen I.Fransuva'ya yardıma koşan Kanuni Sultan
Süleyman'ın yetişerek Fransızların yok olmaktan kurtarmasıdır.
- Belki Şarlman ve İsveç halkının katliama uğramaktan kurtarılmasıdır.
- Belki 1500 de İspanya'dan kovulan Yahudilerin İstanbul'a davet edilerek
yok edilmelerinin önüne geçilmesidir.
- Belki 1215 te Türk yurdu Anadolu'nun zenginlikleri ve burayı almak isteyen
Haçlı Ordularını durdurmalarıdır.
- Belki 1538 de Preveze'de Haçlı Donanmasının bozguna uğratılmasının
intikamıdır.
- Belki Katolik Hıristiyanlığa karşı Avrupa'da bazı dini mezheplerin
doğmasını ateşleyerek gelişmelerini sağlayan ve Avrupa'da Rönesans ve Reform
hareketlerinin doğmasına yol açan Osmanlıdır.
- Belki Avrupa'da koyu Katolik dini ve engizisyon mahkemelerinin zulmüne
karşı adil ve insani yönetim tarzlarıyla halkın gönlüne girmesini bilen ve
yüzyıllarca hükmeden Türklere duyulan intikamdır.
- Belki tarihin derinliklerinden gelen onca nedenlerin bir birikimi olarak
nihayet Türkleri Avrupa ve Anadolu'dan atmak sevdasıyla yanıp tutuşan Haçlı
zihniyetin son bir saldırı ile bu amaçlarına ulaşmak için 1915 te Çanakkale'ye
saldırmasıdır.
Bu olgular tarihte dönüm noktalarıdır.
Dünyanın kaderini değiştiren, milletleri yok olmaktan kurtaran, devletleri yok
eden veya yeni devletlerin bağımsızlıklarını kazanmalarına yol açan önemli ve
sarsıcı sonuçları olan olaylardır.
Her savaş biter ama
bu savaş bitmez. Bu savaş içten pazarlıklı zihniyetin kapalı ambalaj içinde
sürdürdüğü anlaşılmaz bir kinin ürünüdür. Bunlar herkesi kendi çıkar ve
amaçları için kullanırlar. Tarihte gördük. Bir kısım Kürtleri ve bir kısım
Ermenileri Türklere karşı kullanmadılar mı? Demek ki kullanıldıklarının
farkına varamamışlar. Bugün hala kendilerini kullandırmaya devam
etmektedirler. ancak bu durum fazla sürmeyecektir. PKK savaşı da biter. Ermeni meselesi de biter. Fakat ülkemizin
verdiği savaş hiç bitmez. Çünkü bu savaşın karşı tarafı çok farklı
konumda ve içten pazarlıklıdırlar.
Siz 7 düvele karşı savacaksınız ve bu savaştan zaferle çıkacaksınız.
Yedirmezler, tadını çıkarttırmazlar, zehir ederler. 7 devlet o günün
koşullarında 7 süper devlet olup bugün de süper ülkelerdir. Çokuluslu emperyalist güçlerdir bunlar. Siz
bunların kuyruğuna basacaksınız ve onlar sizi ısırmayacak! O zaman bunu yapamadı
iseler ilk ve her fırsatta bunu yapacaklardır.
Çanakkale Savaşı, Türk Ulusunun 7 düvele karşı verdiği bir onur savaşıdır.
Mülkünü, evini, yurdunu düşmanın saldırısına karşı korumak, vermemek ve savunmak
için insan canı pahasına savaşır. İşte Çanakkale bizler için dünyanın gözü
önünde yaşanmış böyle bir mücadelenin en çarpıcı örneğidir.
Çanakkale Savaşı Türkler için ne derecede yüce ve onurlu ise, emperyalist
güçler için o ölçüde onur kırıcı ve öcü alınması gereken bir hezimettir, derin
bir yaradır. Bu yara kolay kolay kapanmaz. Ancak, emperyalist güçler bu yarayı
kapatmak, rövanşını almak ve sebep olanları cezalandırmak suretiyle incinen
onurlarını düzeltmek için her yola baş vuracaklardır. Her yol onlar tarafından mubah
görülmektedir. Onlar da kendi açılarından haklı olabilirler. Çünkü,
- Emperyalist güçlerin yoluna çıkmışsınız ve ona dur diyorsunuz.
- İşgal etmek ve kontrolleri altına almak istedikleri boğazlar ve Ortadoğuya
egemen olmalarını engelliyorsunuz.
- İşbirlikçi güçlere (o tarihte Çarlık Rusyası) yardıma gidiyorlar, siz
engel oluyorsunuz.
- Zengin maden yatakları ve petrol bölgelerini ele geçirecekler, siz mani
oluyorsunuz.
- Savaştan sermaye kazanmak için sektör oluşturmuşlar, siz faaliyetlerine
engel oluyorsunuz.
1915 yılında Türkler Çanakkale'de
yine tarih yaptılar ve yine tarih yazdılar. Çanakkale'de kazanılan
Zafer çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Bunların birkaçını şöyle sıralamak
mümkündür;
- Yayılmacı kapitalist güçler
amaçlarına ulaşamadılar.
- Bir avuç asker, üstelik de onların çok ilkel silahları
karşısında hezimete uğradılar.
- Askerlerini, silahlarını, toplarını, gemilerini
kaybettiler.
- Üstelik de birlik olamadılar. İşbirlikçileri Çarlık Rusyası'na
yardıma koşamadılar.
- Orada üstelik bir de Kapitalizme rakip Kominizm doğdu.
Kapitalizmin yayılması demek olan globalleşmesini 70 yıl geriletti. Kafkasya'yı, ipek yolunu ele
geçiremediler. Emperyalist güçler zaman ve çok paralar kaybettiler.
Bu yenilgiyi kendi kamuoylarına ve dünyaya nasıl anlatacaklar? 1915 te
kazanılan böyle bir zaferin ardından 1924'te Lozan'da masa başında da çok önemli
kazanımlar elde etmişsiniz. Onlara en azından yenilgiyi kabul ettirmişsiniz.
Yeniden doğuşu, bağımsızlığı kabul ettirmişsiniz. Adeta Lozan antlaşmasına
imza koymağa pişman bile olmuşlar. Açık açık söylemiyorlar ama "Sevr'i
imzalamışken Lozan'ı niye imzaladık" diye kendilerini sorguluyorlar.Bu yenilgi hiç
bir zaman unutulamaz. Buna sebep olanlar cezalandırılmazlar mı? Yaptıkları
cezasız mı kalacak? O zaman dünyadaki diğer uluslar uyanmazlar mı? Onlar da
karşı koymazlar mı? Onlara nasıl hükmedecekler? Ancak, çark dönmeli ve
emperyalist amaca adım adım gidilmelidir. Bunun için yeni durum karşısında
yenilgiyi unutturmak, yeni hedefler ve yeni stratejiler geliştirmek.
Çanakkkale'yi unutturmak için bir başka şeyi gündemlemek gerekir. Batılı
güçler bunu bulmakta gecikmediler. Çanakkale'de yükselen onurumuzu, yükselen
gururumuzu aşağıya çekecek düzmece soykırım iddialarını ortaya attılar.
1915 te kazanılan Çanakkale zaferinin öcü yine 1915 te yapıldığı öne
sürülen Ermeni soykırımı iddialarıyla zaferimiz gölgelenmeye ve alnımıza kara
çalınmaya kalkışılmıştır. Batılı güçler bu defada senelerce bağrımızda
beslediğimiz bir kısım Ermeni kökenli vatandaşlarımızı kullanmışlardır. Onların
duyguları sömürülmüş ve bir kısım vaadlerle kendilerine maddi kazanç kapıları
açılacağı umutları verilmiştir.
Oyun bellidir. Bu oyun bize çok tanıdık
geliyor.Bu filmi daha önce görmüş gibiyiz.
- Tüm güçlerini kullanarak kesin sonuç almak, zafere ulaşmak,
- Düşmanını dize getirmemişse her türlü vasıta ile onun zafer kutlamasını
engellemek,
- Kamuoyunun dikkatini başka alanlara çekmek,
- Yenilginin acısını çıkartmak için uydurma iddialar ortaya atarak karalama
kampanyaları düzenlemek,
- Düşmanının birliğini bozmak için içerdeki azınlıkları kendi emelleri için
kullanmak,
- Kendi kamuoyunda yenilgiyi unutturacak yeni planlar ve yeni hedefler
geliştirmek .
Ancak bir şeyi unutuyorlar. Artık çok geçtir ve her şey
çok değişmiştir.
* 1915 te Çanakkale bizim için olduğu kadar dünya
milletleri için de bayraklaşmıştır,
* Burada emperyalistlere "dur" denilmiş
ve sonuç alınmıştır,
* Emperyalist güçler karşısında dünyada ikinci bir
karşı güç kutbunun doğmasına yol açılmıştır,
* Mazlum ülkelerin bağımsızlık
hareketleri için kıvılcım ateşlenmiş ve onlara yeşil ışık yakılmıştır,
* Köle kullanılarak kazanılan
emperyalist savaşlarla baş edilmesi umutları yeşertmiştir.
Çanakkale
Savaşını gölgelemek, hafızalardan silmek ve tamamen unutturmak amaçlanmaktadır. Bu durum
karşısında bize düşen nedir? Sorunu cevapları olarak şunları verebiliriz;
- İnadına Çanakkale demeliyiz,
- Çanakkale bizim Zaferimizdir,
- Çanakkale bizim Vatan Savunmamızdır,
- Çanakkale bizim yükselen bayrağımız, sancağımızdır,
- Çanakkale bizim talihimiz ve tarihimizdir,
- Çanakkale Truva'nın bir rövanşıdır,
- Çanakkale Haçlı Ordusunun durdurulduğu ve Haçlı Donanmasının batırıldığı
yerdir.