topÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ:   ÖDEK LEHÇESİ

E-mail:  yonetim@odek-koyu.com Copyright  © Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir. Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına aittir.     


 

   

Acun’un Not Defterinden………

                                                                  

                                                               TÜRK DİLİ

 

 

Atatürk çok bilinen şu sözü: “Ne mutlu Türküm diyene” dememiştir! Söylediğinin doğrusu şöyledir:

 “Türk demek Türk dili demektir, ne mutlu Türküm diyene” demiştir.[1]- [2]  Çoğu yazar bu özdeyişin başındaki

“Türk demek Türkçe demektir,” ibaresini çıkartıp atıyor. Geriye kalan cümlecik de bir şeylen övünüldüğünü fakat

neyinen övünüldüğünü göstermemektedir. Bu söz dilimizin önemini, hayatiyetini ortaya koyan ve kimlik

sorununu ortadan kaldıran bir ifadedir. Dilimize katkı olsun ve çorbada bizimde tuzumuz bulunsun kabilinden

küçük bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istedim. Dil varlığın evidir.

 

Ödek Köyü, Sivas ili, Divriği ilçesine bağlı bir köydür. Yani benim doğduğum köy. Tarihi oldukça eskilere

dayanıyor. Bizim araştırmalarımızla şimdilik 300 yıl öncesine kadar ulaşabildik.

 

Köyün halkı Oğuz Boyunun Türkmen kabilesindendir. Moğol istilası sebebiyle Orta Asya’dan Horasan’a,

Oradan da Kafkaslar üstünden  Anadolu’ya gelmişler. Hayvancılık ve çiftçilikle uğraşmışlar. Yerleşik düzene

Anadolu’da geçmişler. Dağlık bölgelerde konaklamış, şehirlerden uzak bir hayat sürdürmüşler. Bu sayede

mektep medrese ve Enderunlarla hiç tanışmamışlar. Ancak boş da durmamışlar. Kendi kendilerine okuma

yazma öğrenmişler.   Bu sebeple dil kirlenmesi yaşamamışlar. Arı Türkçelerini neredeyse ilk günkü gibi

korumuşlar. Dinlerini yeri ve zamanı geldiğinde değiştirmişler. Manizm, Şamanizm, Budizm ve nihayet

İslamiyeti seçmişler. Ama dilleri olan Türkçe dilini asla bırakmamışlar. Çünkü, dil demek kimlik demektir.

Kimlik demek, onur, haysiyet, şeref demektir. Köyün Türkçe olan dili çok sade, net ve anlaşılır bir dildir.

Sözcükler Türkçe ses uyumuna uygun. Sözcükler genellikle, insan yaşamında görülen ve duyulan eylemlerin

birer özgün ifadesi olarak türetilmiş. Örneğin; Şiplik: kırbaç demektir. Kırbacın vurulduğunda “şip, şip” ses

çıkartması sebebiyle Şiplik olarak adlandırılmış. Bunun örnekleri çok. Dışardan aldıkları sözcükleri de kendi

dil yapılarına uyarlamışlar.

 

1969 yılından başlayarak köyümüzde kullanılan ve fakat TDKnun Sözlüğünde yer almayan sözcükleri

toplamaya başladım. 100 kadar sözcük bulduğumda birkaç defa bunları TDKna gönderdim. Görevim

nedeniyle çok sık taşınmayla karşılaşmam sebebiyle bazı sözcüklerin yazıldığı cönklerim kayboldu. Elimde

kalanları ise sizlerle ve site aracılığıyla halkımızla paylaşarak kullanılmasını sağlamak üzere liste halinde

aşağıda bilgilerinize ve ilgilerinize sunuyorum. Bu liste ayrıca www.odekkoyu.com İnternet adresinde de

yayınlanmaktadır.   Aynı şekilde atasözleri ve vecizeleri de 35 yıldır topluyorum. Bu alanda da çok

zengin bir arşivimiz oldu. Uzun süredir, sözcüklerde olduğu gibi gün yüzü görmemiş ata sözlerimiz ve

vecizelerimiz var. Bunu da yine bu sitede "Atasözleri Vecizeler" başlığı altında sizlerle paylaşıyorum.

 

Amacımız güzel Türkçe’mize sahip çıkmak, yaşatmak ve geliştirmektir. İkinci bir amacımız da, dünyanın

dört bir tarafına dağılmış olan soydaşlarımızı bulup buluşturmaktır. Aşağıdaki sözcükleri kullananlar büyük bir

ihtimaldir ki kökeni aynı yere çıkar.  Tarihini ve kökenini araştırmak isteyenlere anahtar olabilecek birkaç sözcük

verebilmişsek amaca bir adım yaklaşmış oluruz.  Bu da bizi mutlu etmeye yeter.

 

İbrahim Acun

E-mail: ibrahimacun@yahoo.com

             ibrahimacun@ttmail.com

 

ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z

 

                                  

  

               ÖDEK  KÖYÜ  YEREL  AĞIZ - KULLANILAN     KELİMELER    DEYİMLER

SÖZCÜKLER                 :  

ANLAMI   VE    KULLANILDIĞI YERLER                  : 

A  

Abaz 

:avaz. abaz abaz, avaz avaz

Acarlamak

:yenilemek

Acep

:acaba, şüpheyle

Aceplenmek

:şaşırmak, şüpheyle bakmak

Acıh

:azıcık, acuh.

Acılı

:acısı olan, yaslı olan, derdi olan

Acırak

:az acı

Acuğum

:amca karısı

Acun 

:dünya, alem, kozmos, kainat, evren

Ado 

:söz

Ağcıl

:rengini atmış, ağarmış, içinde ak olan

Ağmak 

:yükselmek, bir yöne (havaya) doğru akmak

Ağnağaz :boş yere konuşma, boşboğazlık

Ağnaksız 

:anlayışsız

Ağnamak :at,eşek,katır gibi hayvanın tozlu veya kumlu yere yatıp sağa sola dönerek kaşınması

Ağuz 

:yeni yavrulayan hayvanın ilk sütü

Ağrılı 

:ağrısı olan, ağrıyan

Ahbın 

:mal gübresi

Ahir 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Al 

:kamuflaj, giydirme, hile, desise, kırmızı, Alla aslan avlanır.

Alaf 

:mal yiyeceği, yem

Alat 

:alınıp kenara konulan, kullanılmayan

Alata 

:davara gidemeyen hasta veya sakat davar, küçükbaş.

Alçım alçım 

:çeşit çeşit, türlü türlü

Algış 

:övme, övgü, dua etme, güzel sözle anma, alkışlama

Alıcıkuş 

:yırtıcı kuş; kartal, atmaca, şahin, doğan gibi canlıya saldıran kuşlar

Ali 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Alık 

:beceriksiz, şaşkın, zayıf, hastalıklı

Alim  

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Alımcı 

:başkasının hesabına alacakları toplayan, tahsildar

Alimi Deyyan 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Allah 

:tanrı, hak, rab, ilah, yaradan

Allahutaala 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Alov 

:alev, yalaz

Alovlenmek 

:çabuk kızmak, parlamak, yanıp tutuşmak, harlamak

Ana keteni 

:kız anasına verilen bir hediye

Andan 

:orda, orada, oraya, oradan, o zamandan.

Andan 

:sonra, daha sonra

Annaç 

:yamaç, karşı, ön taraf, alın,

Apak 

:çok ak, bembeyaz

Apaz 

:avuç, bir avuçluk miktar

Aralıh 

:hol, koridor

Aralık 

:hol, koridor, yaşam alanı, ayak altı

Arasta 

:çarşıda aynı işi yapanların bulunduğu kısım

Argaç 

:halı-kilim dokumda aradan geçirilen iplik

Argın 

:yorgun argın, bitkin, güçsüz

Arhalanmak 

:arka çıkılmak, kayırılmak

Arıh, arık 

:zayıf, kuru, sıska, su yolu

Arıs 

:anızlık, nadasa bırakılan arazi

Arkalı 

:arkası olan, koruyanı olan

Armı 

:harmı taşı, damın kenarın dizilen taş sırası

Arşın 

:dirsek ile orta parmak arasındaki mesafe, uzunluk ölçüsü

Arvad 

:avrat, karı,eş

Asbap 

:elbise, çamaşır

Aşna 

:aşina, ortada, bildik, tanıdık

Aşifte 

:orospu

Aşırt

:aşıt, geçit

Aşıt 

:aşırt, geçit

Ataç 

:atalardan gelen gen, atasına çekme

Atayi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Atmık 

:canlıların tohumu, meni

Avara 

:avare, işsiz, aylak

Avhalamak 

:elle mıncıklamak, tutmak, kavramak

Avunç 

:teselli, avunma bahanesi

Ayak gıltı 

:ayak tarafı, alt taraf

Ayahcak 

:merdiven

Ayakçık 

:ayakcan, merdiven

Ayakdaş 

:arkadaş, yoldaş

Ayam 

:hava, gün, gündüz

Ayan 

:açık, aleni, gün gibi ortada

Aygın 

:vurgun, aşık, hayran

Ayıtlamak 

:ayıklamak, seçmek

Aymak 

:kendine gelmek, dalgınlıktan kurtulmak

Ayn 

:göz

Aynımda değil 

:gözümde değil, gözümde yok, umurumda değil.

Ayvan 

:bir tarafı dışarı açık oda, balkon

Aytmak 

:demek, söylemek

Ayar 

:dolandırıcı, düzenbaz, hilekar

Azad 

:hızmeker, yanaşma

Azadlık 

:azada hizmeti karşılığı verilen

Azar 

:hastalık

Azaz 

:ikinci el

Azıklı 

:yoksul doyuran, yemeği yenen

Azıtmak 

:tenha yerde serbest bırakmak, salıvermek;çığırından çıkartmak

Azim 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Aziz 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Azma 

:selvi ağacına benzer uzun kavak, genç boğa, tosun

Aznavur 

:irikıyım, iriyarı, kırıcı kimse

 

B  

Baba çıha 

:nalet, hayırsız, hotük çala, bere çıka

Babal 

:vebal, mabal, günahı, suç

Bacılık 

:kardeşlik

Baç 

:haraç, vergi, soygun

Badas 

:harman yerinde tozla karışık tahıl tanesi

Badıç 

:tohumu saran doğal kılıf, (bakla, bezelye gibi)

Baduç 

:yeşil fasulye, leyvaz

Bağ 

:bağ bostan, üzüm bağı

Bağ 

:ekin bağı, demet

Bağa 

:kaplumbağa kabuğu gibi olan, ur, çıban

Bağan 

:düşük, ölü doğan cenin

Bağcı 

:bağ bostan, üzüm bağı bekleyen, bağ bağlayan

Bağı 

:büyü

Bağıcı 

:büyülü, baştan çıkarıcı

Bağlam 

:demet

Bahana 

:bahane

Bahtılı 

:sevsinler, tebrikler, şanslısın, Seni Bahtılı.

Baki 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Bala 

:yavru, çocuk

Balçak 

:barçak, kılıçların tutağındaki demir siper

Balkır 

:parıltı, şimşek

Bar 

:meyve, ürün

Baran 

:saban izi, bağda bağ kütüğü sırası

Barça 

:kaynak, memba, özü, parçası

Barçak 

:balçak, kılıçların tutağındaki demir siper

Barhana 

:ev eşyası, öte beri, yük

Barik 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Barık 

:parmak gibi yükseltili iniltili arazi

Basir 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Baş gıltı 

:baş tarafı, üst taraf, yukarı

Başat 

:benzerine üstünlük veren, hakim

Başmak 

:ayakkabı

Başyaylık 

:başlık

Batar 

:zatürre, ince hastalık

Batın 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Bay 

:zengin, bey

Baya 

:oldukça, bir hayli

Bayah  

:önce

Bayahdan 

:deminden, önceden, öteden

Bayahtan 

:deminden, önceden, öteden

Becit 

:önemli, acele, ivedi, geciktirilemez

Beden 

:cepken

Bedi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Behis 

:bahis, söyleme

Behti 

:yakını, hısımı, akrabası, ehtin değil-behtin değil, yakınlık ne?

Beka 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Bekinmek, best 

:bir istek üzerinde durmak, ısrar etmek

Bel 

:omurga, yapı, karkas, şasi, devlet, kurumlar, ana yapı taşları

Belce  

:iki kaş arası

Belermek 

:göz akını çıkaracak şekilde göstermek

Beli 

:evet, belli, öyle

Belik 

:saç örgüsü, halı-kilim dokumada aradan geçirilen ipliğin yumak şekli

Bellemek 

:okumak, öğrenmek, ezberlemek, bilmek, sanmak, bel ile işlemek

Bendik 

: fesi, boğazın altından geçerek başa bağlayan bağ

Benli 

:yüzünde ben olan

Berge 

:kayısı, zerdali

Berkitmek 

:sıkıştırmak

Berpa 

:bereketli

Bes 

:pes, yeter

Best 

:bekinmek, best tutuşmak, inatlaşmak, sözünü yürütmek

Bet bereket 

:tadı tuzu, rengi şekli

Beti 

:şekli, biçimi, rengi, tadı tuzu

Beyis 

:bahis, söyleme

Beyle 

:böyle

Bibi 

:hala, baba kız kardeşi

Bicızım 

:yazı

Bijgirlemek 

:ucunu sivriltmek

Bi dıkım :bir lokma

Bıldır 

:geçen sene, geçen yıl

Bileğilemek 

:bileği taşıyla keskinleştirmek

Bilge 

:çok ve sağlam bilen, tecrübeli, ileri gören, bilmiş, eren

Bilmen 

:bilmem

Bimekan 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Bingildek 

:çocukların kafasındaki yumuşak çukurluk

Bitik 

:yazı

Bıyıl 

:bu sene

Bızbız 

:davula soldan vurulan çubuk

Bızdık 

:ufak çocuk

Boduç 

:ağaç testi

Boynuk 

:boynu tutulmuş, başı eğik dolaşan

Boyunduruk 

:boyuna takılan halka, samı, hamut v.b.

Bozrak 

:rengi boza çalan

Bozut 

:ortalığı birbirine düşüren

Bögün 

: bugün

Bögünnerde 

: bugünlerde

Budun 

:kavim, birbirine bağlı aile topluluğu

Budunsuz :birbirine bağlı olmayan insan topluluğu

Buğez                          

:bu kez, bu defa

Bukran 

:yün kırpıntısı

Bulak 

:pınar, kaynak, çeşme, kaynak, göze

Burç 

:hayvanlara yem olarak verilen yeni kesilmiş ve kırılmış çırpı, ağaç dalı

Burçlanmak 

:tomurcuklanmak

Burkan 

:budha

Burunduk 

:yular

Burunduruk 

:buruna takılan yular, gem halkası

Buvez 

:bu kez, bu defa

Buymak 

:üşümek, donmak

 

C  
Caara :sigara

Cabbar 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Cafo 

:cefa, eza

Cahal 

:cahil

Caka 

:insan vücudundaki 7 ana bölge

Camal 

:cemal, yüz, sima

Cahın 

:selden bulanmış çamurlu su

Calgazan 

:hilebaz, dümenci, numaracı

Cami 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Cançıktı 

:akşam güneş batımıyla yenilen yemek

Car 

:hız

Car  

:çalanlı, kadınların üstlerine başına örttükleri çarşaf

Car etmek 

:Yüksek sesle bağırmak, çağırmak, hay vermek, ilan etmek, duyurmak

Carcar 

:geveze, yaygaracı, cırcır

Carcı 

:işini bitirip başkasına yardıma giden

Carcur 

:gelişigüzel konuşmak, gevezelik etmek, şarjör

Carı 

:çabuk, hızlı

Cartcurt  

:gelişigüzel konuşmak, gevezelik etmek, öfkeyle söylenmek

Cavan 

:delikanlı evlat, genç

Cavlak 

:çıplak, tüysüz, kel

Cebem 

:genişce bir bez parçası, bilezik biçiminde, altından birbirine bağlanmış süs eşyası

Ceci 

:cin gibi, hınzır

Cehiz 

:evlenecek kızın hazırladığı çeyiz eşya

Celbe 

:avcı çantası

Celil 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Cemal 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Cemi 

:cemi cümle, tümü, toplamı

Cenabullah

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan 

Cenger 

:avaz avaz, bas bas bağırma    

Cevre 

:acı,  keder

Cıbıl 

:çıplak, parasız pulsuz

Cıfıt 

:sevilmeyen, düzenbaz, hilekar

Ciğa 

:eklem, aşık kemiği eklemi, aşık, aşığın düzü, turna kuşunun uzun tüyü,

Cığıynan

:meyvesi ile birlikte ağaçtan koparılan küçük parça dal.

Cığız 

:sukoyveren, çabuk vazgeçen, dönek

Cılbah, cılbak

:çıplak, fakir, yoksul

Cırız 

:ot yemeği

Cillik 

:dişi üreme organı

Cilov 

:badana, kireç boyası

Cıngırak 

:çıngırak, zil

Cip 

:çok, pek çok, hayli, iyice, epeyce, bir hayli

Cırnak, çırnak 

:tırnak, pençe

Cirasun 

:bir nevi uzun ağaç

Cırıg 

:yırtık, yırtılmış

Cırt 

:cırmıklamak, yüzünü tırnaklamak, cırt fermuar

Cışkı :mızıkçı,oyunbozan

Civelek 

:canlı, neşeli, sokulgan

Cızgı 

:çizgi, daire şeklinde aşık oyunu

Cortan 

:şelale, şarlak

Cönk 

:anı, hatıra

Cüda 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Cünüt 

:batak, bataklık, su altındaki arazi, sırılsıklam ıslak

Cür  

:çeşit 

Cürbecür 

:çeşit çeşit

 
ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z
Ç  

Çad 

:iki dağın veya derenin, ırmağın birleştiği üçgen, peyk

Çağa 

:çoluk, çocuk

Çağal 

:taş, çakıl taşı ile yapılan yığınak

Çağıldak 

:koyunların kuyruk altında yapışıp biriken gübresi

Çakım 

:şimşek, kıvılcım, şerare

Çakşak 

:yığınla gelişigüzel dizili taş kümesi, bozuk, ayarsız

Çalab 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Çalacak 

:mayalık yoğurt

Çalap 

:tanrı

Çalapaça 

:zorla, yürüterek

Çalgan 

:buğday yıkama yeri

Çalınmak 

:vurulmak; felç olmak

Çalkam 

:bir mayalık yoğurt

Çalmak 

:karıştırmak, mayalamak, bulaştırmak

Çamçak 

:ağaçtan yapılan kulpsuz su kabı

Çandılbaba 

:Hıdırellez, kabayel, nevruz, Abdal Musa, Pir Sultan için yiyecek içicek toplayan kişi

Çangal 

:dal, budak

Çapıt 

:paçavra, çaput

Çaplamak 

:demet yapmak, demetlemek

Çardak 

:kamelya, üç yan ve üstü ağaç veya otlarla kaplı bölme

Çarh 

:duş alınan betonlanmış tekne gibi yer

Çarha 

:öncü

Çark 

:bileği taşı, dönen tambur, değirmen taşını çeviren dolap

Çapraz 

:ters

Çasar 

:imparator, kayzer, sezar, kral, sultan

Çaşıt 

:müzörcü, ispiyoncu, casus

Çatma

:yağ çıkartmak için tuluğu asmak maksadıyla üç ağacın yukardan uçları bağlanmış şekli

Çavmak 

:güneşin parıldayarak doğuşu

Çebiş 

:bir yaşındaki keçi yavrusu

Çeci 

:makineden geçen harmanda toplanmış yığın

Çekgel 

:omuza alınarak iki ucuna asılı yükü taşıma aleti

Çekgin 

:elini çekmiş, ilgisiz

Çekingen 

:tereddütlü

Çeleb 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Çelep 

:tanrı

Çelep 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Çelmik 

:iri saman

Çemiş 

:dut kurusu

Çemkirmek 

:ürmek, laf söylemek, dikleşmek

Çengel 

:çevresinde sivri demir çivileri bulunan tasma, kanca

Çepel 

:kirli, bulaşık, çamurlu

Çerçi 

:seyyar satıcı, gezici tuhafiyeci

Çermik 

:kaplıca, ılıca

Çevgen 

:değnek

Çezmek 

:çözmek

Çiçi müsahip kardeşlerin eşlerinin birbirine kardeş anlamında yakınlığını ifade eder

Çığırmak 

:çağırmak

Çığırtgan 

:tellal

Çiğit 

:pamuk tohumu, çekirdeği, kabak çekirdeği, meyve çekirdeği

Çiğnek 

:yol üstü, ayak altı

Çilemek 

:şakımak, ırlamak, söylemek

Çilenti 

:hafif yağmur, serpinti, çisenti

Çimek 

:çimecek yer

Çimmek 

:yıkanmak

Çimtinmek 

:azar azar yemek, otlanmak

Çımşıtmak 

:açmak, konu etmek, tiyö vermek.

Çın 

:doğru gerçek

Çıngırak 

:zil

Çino : var olmayan, yok,

Çırağ, çıra 

:idare lambası, gaz lambası

Çir 

:berge, elma, erik kurusu

Çırman 

:tıska karığı, tıska ekilen çukur alan

Çirtik 

:küçük parça, kırpıntı

Çiselemek 

:hafif hafif yağmak

Çisenti 

:hafif yağmur, serpinti, çilenti

Çıtak 

:yaban, huysuz

Çıtırık 

:şekilli kenar süsleme

Çıvgın 

:rüzgarla yağan karla karışık yağmur

Çoğa 

:küçük yemişler

Çoksamak 

:çok görmek

Çolpan 

:çoban yıldızı

Çor

:hastalık, dert, sakat, bozulmuş, kurtlu, çok tuzlu

Çotra 

:ağaçtan yağılmış küçük su kabı

Çotuk 

:dışarıda kalmış ağaç kökü

Çöğmek

:havaya atılan şeyin yön değiştirerek yere doğru yol almak 

Çöğdürmek 

:işemek, küçük tuvaletini yapmak

Çöğünmek 

:bir yanı inerken öteki yanı çıkmak, tahtaravalli

Çökek 

:çukur, bataklık yer, sazlık yer

Çökken 

:oldukça çökmüş

Çömçe 

:kepçe

Çömmek :çömelmek, topukları uyluğuna ve dizi karına değecek şekilde bacaklarını bükerek oturmak, boy küçültmek

Çörten 

:damın suyunu akıtan oluk

Çörtü 

:değirmende buğday tanesi oluğu

Çövgen 

:sabunotu, çevgen

Çullanmak 

:gizlice girmek, soymak

Çundurmak 

:başkasına imrendirmek

Çunmak 

:başkasına imrenmek

Çükür 

:bir yüzü kazma, bir yüzü balta olan alet

Çütcü 

:çifte giden, çift süren, çiftçi

Çütlük 

:çiftçilik yapılmaya elverişli bölge, Höbek köyü sınırındaki bölge

 

D  

Dabaz dökmek 

:kızamık gibi yara çıkarmak

Dadak :şekerleme, bebe yemeği

Dafar 

:çare, çözüm

Dağ 

:yara, yanık yarası

Dağar 

:ağzı yayvan toprak kab

Dağlağı 

:dağlama aracı

Dak 

:kusur, eksiklik, alay

Dak tutmak 

:kusur bulmak, azarlamak, ayıplamak

Dal  

:sırt, arka

Dalamak 

:köpek, kurt, çakal tarafından ısırılmak; ısırganın tene sürülmesi

Dalan 

:salon, bekleme odası

Dalap 

:zevklenme, keyf alma, zevkten geviş getirme, ağzının suyu akma

Dalli :yalancı

Daltaban 

:daltaşak, yalınayak kimse, aşağılık

Damak 

:damlamak, istenmediği anda gelmek, girmek,

Danzım 

:osuruk

Dar 

:meydan, halk mahkemesi, ikrar verilen meydan

Darvaza 

:büyük kapı

Dasdan 

:halk hikayesi

Dayama :destek

Dayim 

:daim, daima, her zaman

Daz 

:dazlak, tüysüz, cıbıl

Dazlak 

:başında saç kalmamış olan, dıp dızlak, dam dazlak

Debbede 

:bakırdan yapılmış kulplu büyük geniş karınlı yağ kabı

Degel 

:degil, degit, söyle, söyle hele, söyle bakalım, gel ve söyle

Degil 

:degit, söyle, söyle hele, söyle bakalım, gel ve söyle

Degit 

:degil, söyle, söyle hele, söyle bakalım, söyle ve git

Dehre :satır, ot veya et doğramaya yarayan kesici alet

Dek 

:uslu, terbiyeli, sıradan, biri, şöyle böyle bir kişi

Dek dur 

:uslu dur, akıllı ol, yaramazlık yapma

Dem 

:an, zaman, çağ, soluk, tavı, olgunluk, olgunluk içkisi (şerbeti)

Dembedem 

:zaman zaman

Dellek 

:tellak, berber

Depe 

:yön, taraf, cihet

Der 

:kapı, aralık

Dergah 

:kapı, yol, tarikat

Derkan 

:kapıcı

Dermek 

:toplamak, biçmek

Desmal 

:pazen, pamuklu kumaş

Deşinmek 

:yeri eşmek

Deşirmek 

:devşirmek, toplamak

Devinmek 

:kımıldamak, depreşmek

Devür 

:devir, tur, zaman,

Deyyan 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Dığrak 

:derli toplu, düzenli, tay gibi, atletik yapılı, vücuda oturmuş elbise

Diğelmek :ayakta durmak

Diğir diğir 

:tomurcuk, ürperti

Dil 

:konuşulan dil, edebiyat, sanat, kültür, gönül, ulus, millet,

Dillemek 

:aleyhinde bulunmak, dedikodu yapmak

Dımıtmak, dımıltmak :ılık hale getirmek, ısıtarak ılıtmak

Dişkirt 

:halı-kilim dokumda aradan geçirilen ipliği sıkıştırmaya yarayan alet

Dız vermek Korkutmak, gözünü korkutmak, yüreğe korku salmak

Dızlak 

:başında saç kalmamış olan, dazlak, dam dazlak

Dolukmak 

:gözü yaşarmak

Dolunmak 

:batmak (ay, güneş)

Domur domur 

:boncuk boncuk, tane tane

Domurmak 

:tomurcuklanmak

Dost 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Dölek 

:ağırbaşlı, uslu olan; düzlük yer

Döndermek 

:döndürmek, çevirmek

Döngün

:dargın

Dövlet 

:devlet, devletli, kudretli

Dövür 

:devir, tur, zaman,

Dulda 

:dalda

Duluh 

:çene-şakak arası

Dummak 

:çökelmek, çökmek

Duş gelmek 

:işleri iyi gitmek, iyilere rastlamak, rast gelmek, gözükmek.

Duva 

:dua, yakarı

Duvana 

:deli, divane, düşkün

Duygudaş 

:aynı duyguyu duyan, sempatizan

Duzah 

:cehennem, tuzak

Düğşü 

:gelin almaya gelen bayan

Düğüratlı 

:gelin almaya gelen erkek

Düğürcü 

:dünürcü, kız istemeye gidenler

Düğürşü 

:gelin almaya gelen bayan

Dülbent 

:başörtüsü

Dün 

:gece, dünü günü=gece-gündüz

Dürişmek 

:çabalamak, uğraşmak

Düşkün 

:suçlu, kusurlu, cezalı

 

E  

Ede 

:büyük anne, nene, (Sultan Ede)

Ede 

:bibi, abi, efe, emmi, dayı, hitap sözü, (Bayram Ede, Kazım Ede)

Eferim 

:aferin, tebrikler, bravo, kutlarım

Ege 

:çocuğa bakmakla yükümlü kimse, Veli

Eğe 

:kaburga kemiği, yassı demir törpüsü

Eğin 

:omuz, sırt

Ehad 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Ehsen 

:ihsan, bağış

Ehtirem 

:ihtiram, saygı, hürmet

Ek 

:dağ, kutsal ek dağları, Altaylardaki kutsal dağ

Ekdi 

:ekilen, terk edilen, öksüz kişi, davar, kuzu, gidik,

Eke 

:üç yaşındaki keçi, yeterince büyük, büyümüş gibi

Ekinci 

:ekin biçen, ırgat

Ekti  

:asalak

El  

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

El 

:il, diyar, memleket, yurt, vatan, ülke, toprak

Elciman 

:ele yararlı olan

Elleham :yani, şundan ki, heralım, her hal

Elleşmek 

:oyalamak, oyalama savaşına girmek

Ello cello :ufak tefek ,cılız, çelimsiz, hayır gelmez

Elohim 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Elti 

:iki kardeşin karılarının birbirine göre durumu

Emice 

:amca

Emlek 

:emen, emmekte olan

Emlik 

:bir yaşındakı koyun yavrusu, kuzusu

Emme 

:amma, velakin, fakat

Emmi 

:amca, emice

En :in, inmek

Eneke 

:anaç, büyük, baş, favori

Ergeç, erkeç 

:dört yaşında keçi

Ergep 

:akrep

Engez 

:alet ve edevat

Eriş 

:halı-kilim dokumada kullanılan iplik,

Esel 

:bal, asel

Eskin 

:hızlı, süratli

Essik 

:alçak, çukur yer

Eşelek 

:elma armut gibi meyvelerin yenmeyen iç kısmı

Eşir 

:koç derisi

Eşere

:aşikar, ortada, meydanda, açıkta, alenen

Evciman 

:evci, evine bağlı, eve yararlı olan, idareli, çalışkan, becerikli

Evcuman 

:evciman, eve yararlı olan, idareli, çalışkan, becerikli

Evhan :yeğlik, bünyesi çok zayıf, kalitesiz, kolayca kırılabilir, bozulabilir şey, yufka, eğreti yapılmış şey

Evin 

:bir şeyin içindeki öz, usare

Evinli 

:özlü ve dolgun

Evinsiz 

:özsüz, boş, kof

Evlek 

:tarlayı sürmek veya dermek için yapılan parsel

Evleklemek 

:parsellemek

Evlik 

:ev büyüklüğünde yer

Evsemek 

:özünü, akrabasını, yurdunu özlemek

Evsenetli 

:evine, eşine dostuna, yurduna düşkün olan, yurtsever

Evvel 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

 
ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z
F

Fakı 

:belbağı dokuma takımı

Fend :hile tuzak. Kadının fendi erkeği yendi.
Fenikmek :koşmak veya koşturarak yormak, nefes nefese kalmak veya nefes nefese koymak

Ferik 

:yavru horoz, 1 yaşındaki horoz

Fetil :mayasız hamur

Fettah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Fıkara 

:fukara, fakir, ahali, halkı, avane

Filig 

:piliç, ferik, yavru tavuk

Filik 

:kızartılan ekin destesi

Fini 

:ufak, şeytan, zeki

Firede 

:fert, bir, tek

Firek :kapı kilidi, firenk

Fırgat 

:ayrılık, ayrılık acısı, yanık, duygu yüklü, şiddetli,

Fırgatlı 

:ayrılık acısı çekerek, şiddetli acıyla, yanık yanık, canı dişe takarak

Firig olmak 

:ekin denesinin sertleşmesi, süt durumundan çıkması

Firig suyu 

:ekin denesinin süt durumundan çıktığı sırada sulanması

Firovn 

:firavun, zengin, şeytan, işini bilir, akıllı, süper zengin

Fısın 

:değirmende suyun dar boğazdan geçtiği bölüm.

Fısınlık 

:fısın olduğu yer, durum, darboğaz

Fitçi 

:kışkırtıcı, arabozucu

Fitlemek 

:kışkırtmak, arabozuculuk etmek

Fodul 

:orçum

 

G  

Gabah 

:ön, önde, görünür yerde, apaçık ortada, saklanamaz

Gabal

:kabala

Gabık 

:kabuk

Gadağan

baskı

Gadem 

:bereket

Gaffar 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Gafur 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Galah 

:yığın, tığ, tepecik

Galat damarı 

:ar damarı, yanlış damar

Galeylemek 

:kalaylamak, parlatmak, rezil etmek, küfretmek, dersini vermek

Galıh, galık 

:kalmış, kalan, evde kalmış kız

Galın 

:başlık

Gani 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Ganıgara 

:kanıkara, üzgün, yaslı

Gap 

:kap, kacak

Garameş 

:bir aşık oyunu

Gardaşlık 

:kardeşlik

Garga 

:gargış, garış, beddua

Garıh 

:salatalık v.b. Yetiştirilmek için çukurlanmış bostan karığı

Garış 

:garga, gargış, beddua, ah, hal dilek

Garuh 

:salatalık v.b. Yetiştirilmek için çukurlanmış bostan karığı

Gasıllı 

:asık

Gaşöv 

:kaşağı

Gaşövlemek 

:kaşağılamak

Gaşövlenmiş 

:kaşağılanmış, utanmaz, arlanmaz,

Gavar

:menfez, su ayırma yeri, kalın ayar

Gavud 

:govud, kavut, kavrulmuş buğday unu, kavurga unu

Gavum 

:hısım, sıhri akraba

Gavurga 

:kavrulmuş buğday

Gavurma 

:kavurma, et kavurma

Gayda 

:derdi, kederi

Gayda 

:kaide

Gayıl 

:kail, razı olma

Gayım 

:katı,sert, kip, hızlı, kasıtlı, acımasızca

Gayıt 

:kayıt, dönmek, gaytarmak

Gaytarmak 

:kaçıp kurtulmak, yan çizmek, başını alıp gitmek

Gazal 

:gazel, kurumuş yaprak

Geçeğen 

:geçici, muvakkat

Geçek 

:köprü, güzergah, yol

Geçecek 

:köprü, koridor, güzergah, yol

Geçenek 

koridor

Gedek 

gidek, gidelim

Gedem

kadem, ayak

Geh 

:gah

Gelembez 

:koyun yatağı

Gelet 

:galat, yanlış

Gelgeç 

:gelip geçici, sebatsız, gelgit

Gelgit 

:gelip geçici, sebatsız, gelgeç

Gelik 

:gelmiş olan, gelmiş

Gelinlik etmek 

:gelinin kaynana ve kayınbabasıyla konuşmadan anlaşması

Gendime 

:bir çeşit çorba, yayla çorbası, keşkeke benzer çorba

Gendir 

:semere takılı ip, urgan

Gendum :buğday
Gendüme :buğday yemeği

Genzek 

:burnundan konuşan, hımhım

Ger  

:nakış, şekil, motif, eğer

Gebre 

:at kılından yapılmış tımar eldiveni

Geri 

:sonra

Gever 

:tarlayı sulamak için açılan küçük su yolu, ince ayar

Gıble, gılbe 

:kıble

Gicim  

:canım, ciğerim, arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım.

Gicimek 

:melemek

Gidi 

:çapkın, hain, habis, uğursuz, nursuz

Gidik 

:keçi yavrusu

Gıdım : az, biraz

Gıfıl 

:kilit

Gımçı :ince sopa

Gılağılamak 

:deriye sürterek gılağını almak, keskinleştirmek, bilemek

Gildirlemek 

:yuvarlamak

Gildirlenmek 

:yuvarlanmak

Gılman 

:tüysüz, bıyığı bitmemiş gençler

Gımıl 

:kısa boylu, takoz, kıçı yere yakın

Gırah, gırağ 

:kenar, çevre

Giral 

:kiler, erzak deposu, gir ve al odası

Gırcı 

:kırcı

Gırçıl 

:içinde beyaz renkler olan, ağcıl

Gırtık

:parça, kırıntı

Gısmık : cimri, hasis, imo, gıdım gıdım veren

Gişi 

:goca, koca, erkek eş

Goca 

:gişi, koca, erkek eş

Golan 

:hayvan üstündeki semeri, palanı tutan ipten dokunmuş kemer.

Gonah 

:yatak, yatılı misafir

Gonça 

:konça, heybe, bohça

Gonu-goğşu 

:konu-komşu

Gonuh 

:konuk, misafir

Gora 

:koruk

Goşa 

:çift, iki tane

Gov 

:kolay tutuşan bezden madde, çakmak taşıyla kullanılır

Govud 

:gavud, kavut, kavrulmuş buğday unu, kavurga tozu

Govur 

:gavur

Goya 

:güya, sözde, sanki, sözüm ona

Goz, koz 

:ceviz, koz, güç, kudret

Göbel 

:kimsesiz, başıboş çocuk, yetim

Göçer 

:yer tutmayan, konar göçer

Gödek 

:kısa,

Gödük 

:küçük ölçü birimi. 4 gödük=1 timinneğ, 2 timinneğ=1 uruplağ

Göğertmek 

:yeşertmek, yaşatmak, ayağa kaldırmak, iyileştirmek

Gök yolu 

:saman yolu

Gölük 

:yük hayvanı, deve

Gönüldeş 

:duyguları aynı olan

Görece 

:kişiden kişiye, yerden yere değişen, izafi, bağıl, nispi

Göreceli 

:bağıntılı

Görkemli 

:muhteşem

Görklü 

:gösterişli, güzel

Görü 

:manzara, görme yetisi

Götürge 

:değirmende taşı yukarı kaldırarak unun incelik ayarını yapan kol

Götürüm 

:tahammül

Göymek 

:yakmak

Göynek 

:köynek, gömlek, mintan

Göynük 

:yanık

Gözene 

:yüze geçirilen tel kafes

Gözer 

:kalbur

Gözgü 

:ayna

Gubar 

:toz, toprak,esrar ot tozu

Gubarmak :kendini övmek, mağrurlanmak

Gubaşmak

:birleşmek, anlaşmak, örtüşmek, birlikte iş görmek

Gucu 

:Kucak, kucaklamak, sarılmak

Gudasıgil 

:yeni hısmı, gavumu

Gullap 

:kapı menteşesi, kancalı demir

Gulunç 

:sırt, ,iki kürek kemiği arası

Gunnacı 

:hamile, yüklü

Gurdalamak :Hoş olmayan bir şeyi veya bir konuyu gündeme getirip konuşmak, deşmek, eşiştirmek, karıştırmak

Gursak 

:boğaz, ağız, kursak

Gurgu 

:kurgu

Gusgal 

:hak, hakkı

Gusgal geçmek 

:hakkı geçmek, zararına uğraşmak

Gussalanmak 

:merak etmek, endişe etmek

Guş 

:kulak

Guva 

:deste bağlamada kullanılan uzun boylu şığla ot.

Guymak 

:kuymak, tere yağda kavrulmuş un

Guz 

:kuz, kuzey, güneş almayan yan

Güğertmek 

:yeşertmek, yaşatmak, ayağa kaldırmak, iyileştirmek

Güğüm 

:soba üstüne konan su ısıtıcısı

Güher 

:gevher, cevher, inci, kıymetli zerrecikler, mücevher

Gülbenk, gülbank 

:düzenlenmiş dua, hep bir ağızdan okunan dua

Güleş 

:güreş

Gülgez 

:mor, gülgün

Güman 

:zan, düşünce, hayal, şüphe, işkil

Gümanım 

:imanım, mirim, pirim, zannım

Gümenli 

:iki canlı, hamile, gebe

Günbed 

:kümbet, kubbe

Güneç 

:güneş vuran yan

Güneçli 

:güneşli, güneş vuran yer

Günindi 

:batı

Günülemek 

:kıskanmak

Gürk :Ciciv çıkartmak için yumurta üzerine yatan tavuk.
Gürük :gürk olan, civciv çıkaran tavuk, anaç tavuk

Gürneş 

:güneşten etkilenen davarın oluşturduğu topluluk

Güvertmek 

:yeşertmek, yaşatmak, ayağa kaldırmak, iyileştirmek

Güvez 

:gözü aç, tamahkar

 

H  

Habar 

:haber, havadis, bilgi

Habbim hıyar 

:körpe, çiçeği burnunda hıyar, masura

Habir 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hacik 

:başörtüsü

Hadi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hafiz 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hak 

:tanrı, allah, rab, ilah, yaradan

Hakem 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hakim 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hako 

:iki yanı ve üstü taşla örülü toprak altındaki su yolu.

Hakuga 

:arkın üstü kapalı olanı

Hakullah 

:Hak için verilen, sadaka, iane, yardım

Hal dili 

:sessiz dil, görünüş ve şartlara göre gereği sessizce, işaretle anlatılması

Halal 

:helal, yasal, rızayla verilen

Halal süt emmiş 

:iyi yetiştirilmiş, terbiyeli, kıymet bilir

Halhal 

:ayak bileğine takılan bilezik

Halik 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Halim 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Haliyeli 

:havayi, derbeder

Haliyet 

:hediye, armağan 

Havla 

:helva, havla

Hamança 

:Yiyecek konulan kuzu-oğlak derisinden yapılmış çıkın, torba

Hamaşa 

:hemişe

Hamaylı 

:üçgen muska şeklinde gümüş işlemeli kutu gerdanlık

Hametcük 

:dikiş öğretmek için çocuklara yaptırılan kuklamsı bebekler

Hamid 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hamız 

:alat, atılacak kadar gözardı edilen

Hamısı 

:hepisi, tamamı

Hana 

:hane, ev

Hanadan 

:evine alan, konuksever,

Haneden 

:eli açık, cömert, misafirperver, konuksever

Haney 

:sofa, hol

Hangılamak 

:yüksek sesle gülmek, kahkaha atmak

Haral

:kıldan yapılmış büyük çuval, harar 

Haralım 

:herhalde, güya

Haram ayları 

:Arapların aralarında savaşı yasakla.zilkade,zilhicce, Muharrem, recep

Haramhor :haram yiyen

Haran 

:küçük aş kazanı

Harmı 

:toprak damın örtüsü

Hasib 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hasiyetli 

:cana yakın, yardımsever, eş dost bilir, kıymet bilir

Hatem 

:çok cömert

Hatırcamlık 

:hatıra şey, hediye

Hatircemlik 

:hatıralık, hediyelik

Havas 

:heves, aşırı istek

Havla 

:helva, halva

Havut 

:deveye vurulan keçeden yapılmış semer, hamut

Hay 

:uyarı, ikaz, alarm, ayaklandırma, bilgilendirme

Hay  

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hayana 

:ne yana, nereye

Hayatullah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Haylamak 

:sürüp götürmek, otlatmak

Haylım 

:türkü, şarkı, ır, laylım, lay lay lom

Hazret 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hedik 

:pişirilen buğday, kaynamış buğday

Helbe 

:elbet, helbet, öyle ya, evet öyle

Helbe 

:hölbe, yağ kabı

Helbet 

:elbet, helbe, öyle ya, evet öyle

Helik 

:hıbar

Helke

:bakırdan yapılmış bakraç 

Hemi 

:değil mi, öyle mi, böyle değil mi, yani, peki, tut ki, say ki, kaaz

Hergiz 

:asla, hiçbir vakit

Herslenmek 

:hırslanmak, öfkelenmek, sinirlenmek

Heste 

:hasta

Heybe 

:torba, heybe

Heyir 

:hayır

Hezen 

:binayı mağlara ayıran kiriş görevi yapan uzun ağaç azması

Hıbar

:taş parçası 

Hıcır

:çakıl kum tanesi büyüklüğünde taş parçaları  

Hikmet 

:Allah, evren yaradılışı, başı sonu, varlığın aslını olduğu gibi aramak

Him 

:temel, başlangıç noktası, esas nokta

Hımbıl 

:budala, miskin

Himlek 

:toprak altındaki kaya, kalın kök

Hindi

:başörtüsü

Hınik 

:sümük

Hınikli 

:sümüklü

Hıra 

:zayıf, cılız; obur, çok yiyen

Hırda 

:parça

Hırdavat 

:parçaları

Hırızma 

:buruna, kulağa takılan halka, hızma

Hırtlik

:boğaz, gırtlak

Hışır 

:ufak kırıntılar, zer zevat, parçacıklar

Hızan 

:yoksul

Hizmeker 

:erkek hizmetçi, hizmekar

Hocek 

:çukur, delik, çöküntü yer.

Hod 

:iyi

Hon 

:ekin, yonca v.s. biçilirken alınan evlek, parsel, yiyecek

Honcu 

:ekin, yonca v.s. Biçilirken evlek alarak yarıp giden, parselleyen

Horlak 

:yabani

Horum :yonca veya ot demeti

Hotahçı 

:ırgat

Hotan 

:büyük pulluk

Hotek 

:çukur

Hotik 

:haram, yara, kötü bir şey, hotik çıha, hastalık, kıran

Hotük 

:rahatsızlık, hastalık, kıran

Hoyrat 

:değer bilmez, haldur huldur adam

Hozan 

:ekini biçilmiş tarla

Hozancı 

:ekini biçerek evlekleyen kişi.

Hödük 

:görgüsü ve anlayışı olmayan

Höl 

:yaşlık, nem

Hölbe 

:ağaçtan yapılmış yağ küleği

Höllük 

:nemi alınmış toprak

Höllük taşı 

:ısıtılarak höllük içine konulan ve nemi alan taş, kara taş

Hu 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Hub  

:güzel insan, güzel kadın

Hublar 

:güzel insan, güzel kadın

Huk 

:bostanlarda yapılan yanları açık, üstü dal ve yaprakla kaplı bostan kulübesi

Hulük 

:hocek, hotek, çukur, delik, çöküntü yer.

Hurşut 

:güneş

Hüda 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

 

I  

Irganmak 

:hafif hafif sallanmak

Isınak:

:ocak, soba, güzüne gibi ısınma aracı

Issı 

:sahip

Issık 

:essik, çukur

 
ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z
İ  

İbicek 

:kura, yazı-tura, tek-çüt

İçrek 

:içte kalan, mahrem, saklı, gizli

İğ 

:iplik bükülmeye yarayan alet

İğdiş 

:burkmak, burkulmuş, hadımlaştırılmış koç

İkicanlı 

:hamile, gebe

İlah 

:tanrı, allah, hak, rab, yaradan

İlaha 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

İleğen (illeğen) :leğen, yayvan kap, el yıkamak için kirli suyun akıtıldığı ağzı geniş kap

İlenmek 

:kötü duruma düşmesini dilemek

İley 

:çevre, etraf, muhit

Ilgım 

:çölde uzaktan su gibi görünen, serap

İlinmek 

:ilintisi olmak, taalluk etmek

Iklım 

:uzaktan gelen ses, ışık, serin eriyen kar yeli

İlmi ledün 

:gönül ilmi, irfan sırrı, yaradılışta kalbine konulan bilgiler

Imızganmak 

:uyku ile uyanıklık arası bir durum

İlmek

:düğüm, ilmik

İreçber 

:çiftçi

İrehber 

:rehber, kılavuz, yol gösteren

İrezil :rezil, Türkçe ses uyumu kuralına göre öztürkçe sözcükler "r" ile başlamaz. Uyum için önüne bir ünlü harf  getirilir

irfan sırrı 

:ilmi ledün, gönül ilmi, Allahın yaradılışta kulun kalbine koyduğu bilgi

İşlik 

:gömlek, içe giyilen fanila

İvecen 

:aceleci, carı, acil, acele eden

J  
 

K

Kaaz 

:gız, herif, hanım, mirim, pirim,üstad v.b. Seslenme ifadesi

Kabacak 

:meşe ağacı

Kabara 

:fesin kenarındaki başı kabarık çiviler

Kabakuşluk vakti 

:gün ortasına yakın vakit, güneşin zenit noktasına yakın olduğu vakit

Kabuz 

:karpuz

Kadem 

:ayak, 30 cm. uzunluğunda ölçü birimi

Kadir 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kadiri Hay 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kağaz 

:medarı iftihar kelamı, saygıdeğer, sevgili, mirim, pirim, üstadım, keğiz

Kağırmak :kanırtmak, bükmek, eğmek

Kahan, kahand, kehan

: ayırt etme, ayıklama

Kahnar 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kakılmak 

:batmak

Kalantor 

:zenginliğini göstermeye özenen kişi, kelli felli

Kalın 

:başlık, gelin adayı kıza öncül, mihir olarak verilen ayni ve nakdi çeyiz. kalıng

Kaltak 

:kuskunsuz eyer, arsız, namussuz kadın

Kamus 

:bütün

Kamus 

:bakırdan yapılmış büyükçe süzgeç

Kanıh, kanık 

:yetinen, gözü çokta olmayan, kanaatkar

Kanıhlanmak, Kanıklanmak 

:kanaat etmek

Kanıhlık, kanıklık 

:kanaat, kanaatkarlık

Kannı 

:kanlı

Karameş 

:bir çeşit aşık oyunu

Karartı 

:mal davar, gölge, vücut, gövde

Karasar 

:karaya çalan, esmer

Karaşın 

:karaya çalan, esmer

Karavaş 

:kadın hizmetçi, kadın köle, cariye

Karavul 

:devriye

Kargış 

:karış verme, beddua etme, ah çekme

Karıntı 

:rüzgar anafor, hortum

Karış vermek 

:beddua etmek, ah çekmek, hal dilekte bulunmak

Kav 

:Yazın kuru ot yiyen koyunun sidiğinin kumaşa emdirilerek yapılan çakmak fitili

Kavır 

:toklu, bir yaşındaki koyun

Kavi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kayıl olmak :razı olmak

Kayyum 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kebir 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Keflemek 

:tehdit etmek

Kegız 

:kaaz, kağaz,medarı iftihar kelamı, saygıdeğer, sevgili, mirim, pirim, üstadım,

Kehan, kehand 

:ayıklama, ayırt etme

Kelağı 

:büyük zil, çıngırak

Kelamullah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kelbe 

:kötü, kemter, kelp, aşağılık, köpek

Kele 

:boğa, tosun, tarla faresi

Keleği

:tarla faresi

Kelep 

:halka, bukle, kıvrım

Keleş 

:kele, tosun, güzel, yakışıklı, yiğit, cesur

Kemre 

:gübre

Kepez 

:deniz kıyısında yerli kaya

Kepir 

:çorak toprak

Kerim 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kemre, kerme 

: koyun gübresinin tepelenmiş hali, kabuk

Kerme, kemre 

: ağıldaki davar gübresinin tepelenmiş hali, kabuk,

Kesik 

:gevşeklik, mahmurluk, rehavet

Kesimkesili 

:sözlü

Kesimkesmek 

:sözleşmek, anlaşmak, kararlaştırmak

Kesmik 

:kepekli alaf, kaba doğranmış saman

Kespek 

:işe yaramaz sap, saman, buğday kabuğu, kuvvetsiz, fersiz

Keyme 

:keyme ile kuyu dibi sulanmaz.

Kıcı 

:kırcı, ufak taneli dolu

Kiçi 

:küçük

Kıdem 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kikirik 

:zayıf ince uzun boylu kimse

Kılağılamak 

:kılağını almak, deriye sürterek kılağısını almak

Kımçı :ince değnek

Kimi 

:gibi

Kılık 

:şekil, şimal, görünüş, giyim, kuşam, tip

Kılınmak 

:alttan almak, yaltaklanmak

Kiliz 

:saz, kamış

Kırağ :kenar

Kirde 

:mısır unuyla yapılan pide

Kirkit 

:halı-kilim dokumada kullanılan argacı sıkıştırmaya yarayan alet

Kirtik 

:küçük parça

Kis :kirli saçta oluşan kepek, parazit yavrusu

Kıssahan 

:kıssa, hikaye anlatan kimse

Kişelemek :kovmak, kaçırtmak, sürmek, sürüp çıkartmak

Kıyamullah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kızağıya gelmek 

:hayvanlarda çiftleşme isteği, kızışma

Kizik 

:kızartılmış kuyruk, kıkırdak

Kizir 

:köy bekçisi

Kodük 

:sıpa

Koğ 

:dedikodu

Koğcu, koğucu 

:dedikoducu

Kokoroz 

:çirkin insan

Kotan 

:büyük saban

Kovucu 

:gammaz, fitçi

Koyak 

:iki dağ arasında kalan arazi, vadi

Koyar 

:iki akarsuyun birleştiği yer

Koyuntu 

:acı, keder

Koyurtmaç 

:yeni sağılan davar sütünün bir kabla soğuk su içine konularak yoğunlaşmış hali

Koz, goz 

:güç, kudret, ceviz

Köcek 

:ekilen tarlada filizin bir karış büyümüş hali

Kölolam 

:kurbanın olam, kölen olam

Kömbe, köme 

:iki sac arasında pişirilen börek, çörek, köme, kömme

Köme, kömbe 

:iki sac arasında pişirilen börek, çörek, hamur işi

Köpüz 

:durgun su yüzeyini kaplayan kirli katman

Kösem 

:kösemen, sürünün önünde giden kılavuz koç veya teke

Kösnü 

:erkek ve dişinin birbirine duyduklar istek, şehvet

Kösnük 

:kösnü zamanı gelmiş olan

Kösnümek 

:eş isteme zamanı gelmek

Köstek 

:saç örgüsü, saç süsü, cep saati zinciri

Köşek 

:deve yavrusu, köçek

Köynek 

:gömlek, miltan

Kubarmak :mağrurlanmak, kendini övmek

Kubat 

:kaba, biçimsiz

Kubatlık 

:kabalık

Kubur

:boru biçiminde uzunca kab, tuvaletten lağıma inen boru

Kuday :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kudüs 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kudret 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Kukuç 

:kayısı, şeftali gibi meyvelerin sert çekirdek kabuğu

Kulan 

:katır, yabani eşek

Kulun

:at, eşeklerin yeni doğmuş yavrusu

Kunnacı 

:gebe, hamile (hayvanlarda)

Kurdalamak :Hoş olmayan bir şeyi veya bir konuyu gündeme getirip konuşmak, deşmek, eşiştirmek, karıştırmak

Kurşak 

:kuşak, kemer,

Kurtumcalık 

:ekin, ot biçiminin sona ermesi üzerine yenilen tatlı veya verilen hediye

Kuruluk 

:kurutulmuş davar gübresi, ahırlarda kuruluk olarak kullanılır.

Kutlu 

:kutsal, uğurlu

Kutsuz 

:uğursuz, mutsuz

Kuz 

:gölgede kalan yan

Kücü 

:dokumada eriş arasını açmaya yarayan alet ve ip düzeneği

Külfet 

:külfet, ev halkı

Külfet 

:ev halkı, küflet

Külhışır 

:un ufak, toz

Külleme 

:ateşli kül içinde pişirilen hamur işi

Kümül 

:bütün, tamamı

Küncü 

:susam

Künk 

:hakne, toprak büz

Küpleği 

:kazma, balta sap deliği

Küpleme 

:karın boşluğunda su toplanması

Kürtük 

:dağda büyük kar yığını

Kürtük 

:koyaklarda kar üstünde tutan, altından su geçen buz parçası

Kürün 

:hayvanların su içmesine yarayan yalak

Küseğen 

:çabuk küsen

Küşne 

:karaburçak

Küştere 

:uzun rende, değirmen taşı, bileği çarkı taşı

 
ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z
L

Lağap 

:lakap

Lağlanmak 

:lalanmak, biriyle alay etmek, dalga geçmek, tiye almak

Lah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Lalanmak :lağlanmak, biriyle alay etmek, dalga geçmek, tiye almak

Lamekan 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Laşerik 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Latif 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Layla 

:ninni

Leken 

:kara batmamak için ayaklara takılan perdeli ayaklık

Lele 

:lala, mürebbi

leng  

:aksak, topal, sakat

Lenger 

:el-ayak yıkanılan büyük sini şeklinde bakırdan kab

Lenger 

:gemi demiri

Leyvaz 

: yeşil fasülye, baduç

Loda 

:üzerine toprak örtülmüş yığın

Loğ 

:toprağı sıkıştırmak için kullanılan taş silindir

Loğcak 

:loğu iki yandan tutan ağaç kollar

Loğdur ağacı 

:taş silindiri belli istikamette döndüren ağaç mekanizma

Loğlamak 

:Toprak damı loğ ile sıkıştırmak

Loğlamak 

:loğla sıkıştırmak

Lokmagöz 

:gözleri fırlak

Lök 

:deve, iri aşık kemiği, ağır oturaklı

Lüp 

:kolay ele geçirilen ve yenilen bedava şey

Lüpçü 

:lüp eden kişi, lüpe konmasını seven, bedavacı

 

M  
Mabal :babal, vebal, günah

Mabut 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Macid 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mağ 

:ev, ağıl v.b. bölme

Mahana, mahna 

:bahane, neden

Mahledür 

:bakırdan ufak peynir, reçel v.b.tabağı

Mahrama 

:büyük mendil

Malak 

:manda yavrusu

Malamat 

:ifşa etmek, açıklamak, ayıbını ortaya koymak, rezil, kepaze

Malamga 

:yeni kesilen ağacı kuğa bıçağı ile soyarak yapılan hayvan yemi

Mandarlıg 

:hayvancılık

Malikilmülk 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Malkara 

:karaman, büyükbaş hayvan

Malkıran

:sığır vebası

Malkoç 

:akıncı ovağı başı

Mallanmak 

:mal edinmek

Mana 

:bana

Manca 

:yemek, yeşil yapraklı sebze yemeği

Mani 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Manik 

:belik, yumak

Mapus 

:hapishane, tutukevi

Marah

:merak, marak

Marak 

merak, marah

Mahrama 

:büyük battal boy mendil

Marsuvan 

:iriyarı, katır gibi eşek, Kıbrıs eşeği

Maslahat 

:danışma,

Maşala 

:meşale

Maşara 

:iri, iri mezru at yapılan tarla parçaları

Maşuk  

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Matal 

:koyun/oğlak derisi, tulum

Mayıl 

:mail, tutkun, meftun

Mayıs 

:sığır gübresi

Mazı 

:halı-kilim dokumada kullanılan argacı sıkıştırmaya yarayan alet, kağnı oku

Mecek 

:masta ucuna takılan metal kazıyacak

Mecid 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Medet 

:imdat, yardım et, insaf et

Mehel 

:uygun, denk

Mehman 

:mihman

Mehreç 

:mahreç, çıkış yeri, menşe, kaynak

Mehriban 

:mihriban, sevgili, şefkatli, merhametli

Meleş 

:iki kuzulu koyun

Melik 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Memecim 

:küçük simit

Men 

:ben

Merek 

:ahır

Merhele 

:merhale, evre, aşama, kerte

Metin 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Metleb 

:mesele, maksat, amaç, konu

Mevla 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mıh 

:büyük çivi

Mıhlamak 

:mıhla tutturmak, çivilemek, silahla vurmak

Mihman 

:konuk

Mihriban 

:yumuşak huylu

Miltan 

:köynek, gömlek, mintan

Mimsekü 

:evin içinde esas odada 70 cm yüksekte gençlere ayrılan bölüm

Min 

:bin

Minci 

:lor

Mintan 

:gömlek, köynek, miltan

Mitil 

:yüzü çekilmemiş yorgan, nevresim

Mırzıngı 

:kapının kilitleme sistemi

Mısmıl 

:iyi, temiz, doğru, dürüst, helal ve temiz hayvan eti

Mışmış 

:kayısı, zerdali

Möhkem 

:mükemmel, sağlam, kuvvetli

Möhtaç 

:muhtaç

Möteber 

:muteber, tanınmış, güvenilir, geçerli

Muahhit 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mucuk 

:bir ölçü birimi, gödükle yapılan ölçüm

Mugayat 

:mukayyet, göz kulak olma

Mugni 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Muğber 

:düşman, hasım

Muhanat, muhannet 

:cimri, nekes, ihsansız, alçak, namert

Muhsi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Muhyi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Muid 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Muiz 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mukaddim 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mukit 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Muksıt 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Muktedir 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Muncuk 

:boncuk

Munda 

:bunda

Musahap 

:müsahip kardeş, gönül kardeşliği

Musahip 

:sohbet arkadaşı, müsahip kardeş, gönül kardeşliği

Musavvir 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Musurman 

:Müslüman

Muştuluk 

:iyi haber için verilen hediye, müjdelik

Muy 

:tüy, kıl, saç, koku

Muzulamak 

:yavrusunu gören ineğin böğürmesi

Mübdi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mücib 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Müdara 

:yüze gülen, dost gibi görünen

Müheymin 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mümin 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mümit 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Müntekim 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Müret

:medet, mürvet, amanın yardım et, imdat

Müsahip 

:gönül bağıyla bir birine bağlanmış kardeş olmuş kişi, kan kardeşi

Müşkül 

:mesele, sorun

Müteali 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Mütekebbir 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Müzil 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Müzör 

:çaşıt, ispiyoncu, ele veren, fitneci

Müzörlemek 

:ispiyonlamak, ele vermek, ihbar etmek, fitnelemek

 
ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z
N  

Nafi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Nahas :ne sebeple, niçin? Nahas geldin?= Niçin geldin?

Neçe 

:nice

Nelbekiye 

:heybe, torba

Nemer, never 

:bahşiş

Neyniyem, niyneyem 

: neyime gerek, benim için hava hoş, sen bilirsin, takdir senin

Nöker 

:hizmetçi

Növ 

:yeni, növbahar, ilk bahar

Nur 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

 

O

Ohlö, ohlöv 

:oklava

Ohşamak 

:sevmek, dövmek

Oklaaç :oklava

Okuntu 

:davet (hediyeli)

Okuyucu 

:davetçi, davetiye veren kişi, ulak

Okuyuntu 

:okuntu, davet

Ollo 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Omaç 

:yufka makarna

Oncalayın 

:onun kadar, o kadar

Orçum 

:güvez, aç gözlü, şeşo

Otağım 

:Tuğum

Oyluk 

:gözün çukuru

   
Ö  

Öd  

:edep, zaman, kutsal zaman tanrısı, öd tengri, safra

Öd ağacı 

:din törenlerinde ateşe atılan ve güzel koku veren ağaç

Ödek

:Yaşlı, Muhterem, Pir, Bol sulu, Felek, Zaman, Kutsal Dağlar, Kutsal Zaman Dağları, adak, ücret, ödenek, ödenecek şey, tazminat, edebiyle ödeşenler

Ödekli :Ödek'ten olan, Ödek :Köyünden olan, Ücretli
Ödeksiz :Ücretsiz
Ödlek :korkak, çekingen, ödsüz (ödü korkudan patlamış anlamına)

Ödürtlemek 

:irdelemek, ucun ucun sormak, inceden inceye soruşturmak

Ölbe 

:ağaçtan yapılmış yuvarlak bal kutusu

Öllük 

:çocukların belendiği kuru toz halinde toprak

Önel 

:mehil, önceden verilen süre, önsüre

Önsüre 

:önel, mehil, önceden verilen süre

Örtme 

:yanlar üç duvarla çevrili ve üstü kapalı, açık taraf bahçeye bakan yazlık hususi balkon

Örüzgar :rüzgar

Ötürü 

:sebebiyle, dolaysıyla

Övlat 

:çocuk

 

P  

Padişah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Pağaç 

:sütle yapılan küp içinde pişirilen ekmek

Pahıl 

:muhannet, alçak, korkak, bulunduğu halde vermeyen, varı inkar eden

Pahıllık etmek 

:var olduğu halde yok demek, istememek, çekememek, kıskanmak

Paltar 

:palto

Pambık 

:pamuk

Papak 

:yün veya tiftikten örülmüş başlık, kar başlığı

Part 

:karın, göbek, partı büyük

Partal :palavracı
Partava :palavra, boş ve yalan konuşma
Partavacı :palavracı, boş ve yalan konuşan

Payalanmak 

:kendine pay çıkartmak, övünmek

Payıban 

:ayak bağı

Paylamak 

:pay etmek, üleştirmek, azarlamak, tezirlemek

Paysınmak

:arsınmak, kendine pay çıkartmak, sakınmak 

Peğ 

:duvarları yarı yıkılmış ev, oda, ağıl

Pendir 

:peynir

Pernek 

:az sayıda davarı olan ve bunu çoban evine otlattırmak için katan üye

Pesend 

:beğenen, beğenmiş

Peye 

:ahır, hayvanların bağlandığı bina

Peyik 

:haberci, salıkçı

Peyk,  

:çatal, ayırmaç, ayraç, çad; uydu

Pılı pırtı 

:üst baş, tüm giysiler

Pılıg 

:kenarları çitirikli ortası delik küçük kömbe

Pilik 

:koçların boyunlarına takılan kömbe

Pilov 

:pilav, bulgur pilavı

Pij 

:şığla, filiz dalı, istenmeyen dal, istenmeyerek peydah olmuş (dal, kol, çocuk, v.b.) 

Pine :çöpür veya yünden elde yapılmış yırtık çorap
Pineci :pine toplayan ve karşılında başka bir mal veren satıcı
Pin (pinmek) Dum, tüne
Pinlik kümes, pinnik
Pinnik pinlik, kümes

Pırtık 

:ufak

Pisik 

:kedi

Polad 

:çelik

Polathan 

:büyük tepsi

Pörtlek :patlakgöz

Pös

:Çöp, zibil 

Pöslük 

:çöplük, pösnük

Pösnük 

:çöplük, Pöslük, zibillik

Pul 

:madeni para, bozukluk, değersiz

Pus 

:pusmak, gizlenmek

Pür  

:yaprak, dolu, çok, fazla, sahip

Pürçekli 

:havuç

pürpürüm :ufalanmış, parçalanmış, paramparça, eskimiş,, lime lime
 
ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z
R

Rab 

:tanrı, allah, hak, ilah, yaradan

Rafi 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Rahim 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Rahman 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Rahmetullah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Rakib 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Rauf 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Remzi 

:resmi, işareti

Reşit 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Rezzak 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Rıdvan

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

 

S  

Sabur 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Sacı 

:hediye kurban, düğün yemeği

Sadalamak 

:ses vermek, seslenmek, seslendirmek, söylemek

Sadır 

:fide, domates fidesi

Sağalmak 

iyileşmek, iyi olmak

Sağcı 

:koyun-davar sağan kadın, kız

Sağdış/soldış 

:sağdıç/soldıç, gelinin sağında ve solundaki yardımcı

Sahan 

:kab, tas, kase

Sahanlık 

:merdivenden eve çıkarken 4 basamak yüksekte, kesme taşla yapılmış genişce saha

Sahat 

:saat

Sakındırak 

:hayvanların burunlarına takılarak onları dizginleyen yular, gem

Salaca 

:üstünde cenaze götürülen dört kollu düz tahta veya merdiven

Salahana 

:başıboş, seyip, sahipsiz, sorumsuz, işsiz, avare

Salamat 

:selamet, ferahlık, rahatlık

Salhım 

:salkım

Salıkçı 

:ulak, haberci, elçi

Samed 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Sancılmak 

:saplanmak

Sar 

:ser  

Savama 

:tekke

Savran 

:küme, öbek

Say mı? :sahi mi?, gerçek mi?

Saya 

:saye, gölge

Saya 

:üç etekli entari

Saya 

:üstü açık mal-davar ağılı

Savuşmak 

:geçmek, geçip gitmek

Sayacı 

:sacı toplayan, kurban, lokma v.s.toplayan kişi, çoban

Sayrımak 

:hastalanmak

Sayvan 

:gölgelik

Seğirtmek

:ileri atılmak, aceleyle hareket etmek

Seheri 

:sabahı, öncesi

Seki 

:yüksekce oturmalık

Seklem 

:büyük çuval

Selam 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Semi

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Senebaduç 

:yeşil fasulye

Seullah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Seyip 

:serbest, başıboş

Seyiplemek :serbest bırakmak, azat etmek

Sın 

:kırık-çıkık

Sınmak 

:kırılmak

Sınıhçı, sınıkçı 

:kırık-çıkıkçı

Sırfa 

:surfa, sofra

Siflenmek 

:ser sefil durmak, oyalanmak, iş yapar gibi durmak, boşa zaman harcamak

Sitil 

:galvanizli bakraç, kova

Siyeç 

:çeper, çiper, çalı çırpıdan yapılan çit

Sohum :lokma,ısırılan ekmek parçası yada ağızdaki yemek

Sokunmak 

:takınmak

Sora

:sonra

Sorhunmak :bir işi isteksiz yapmak,içinden gelmemek, kerhen yapmak

Soyha, soyka 

:değersiz, kıymetsiz, uğursuz, soyukanlı, ölü veya esir giysisi

Sörenin beğler 

:bir çeşit aşık oyunu

Subhan 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Suçukmak 

:kendini suçlu bulmak, suçlu hissetmek

Sufat 

:sıfat, yüz, surat

Sulak 

:kuşlar için su kabı, sulanabilir arazi

Surfa 

:süfre, sofra

Sutara 

:bilezik

Suvarmak 

:su vermek, sulamak

Sürfe 

:surfa, sofra

Süllem 

:merdiven, ayakcah

Süluk 

:yola girme, tarikata bağlanma

Süme 

:öz, içinden gelen istek, doğaçlama

Sümeğine gitmek 

:içinden geldiği gibi, özünün istediği gibi davranma, planlamadan yapılan iş, doğaçlama yapmak

Süve (suve) :kapı, pencere kasası, kapı pencere başlarına konulan hatıl, körkasa
 
ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z
Ş

Şahenşah 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Şar 

:şehir . Şardan gelen benim, havadisi veren sensin.

Şarlak 

:şelale, cortan

Şarmıta :edepsizliği ile üste çıkan, dilbaz, düşük ahlaklı

Şavk 

:ışık

Şehid 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Şekur 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Şelek 

:sırtta taşınan yük, şilek

Şello 

:yalaka, bukalemun, kuyruk sallayan

Şellolenmek 

:yalakalanmak, kuyruk sallamak

Şeşo 

:orçum, gereğinden fazla özverili,

Şibelmek 

:şımarmak

Şığla 

:ince uzun sap, ekin, ot v.b. sapı, filiz dalı, pij

Şilek 

:şelek, sırtta taşınan yük

Şılın 

:çör, çöp, sap, zibil

Şılınlı 

:işini temiz yapmayan, arkasında çör çöp bırakan

Şimşir 

:kemik, kılıç

Şinik 

:kilenin sekizde biri değerinde hububat ölçeği

Şiplik 

:kırbaç, şip şip ses çıkartan

Şirni 

:kuruyemiş, tatlı

Şişek 

:genç dişi koyun

Şıvga 

:taze fidan

 

T  

Taala 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Taat 

:tanrı buyruklarını yerine getirme, ibadet

Tahna, tahne 

:tenha, tehne

Tamaşa 

:temaşa, gösteri, şamata

Tanara

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Tanı 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Tanrı 

:allah, hak, rab, ilah, yaradan

Tapmak 

:bulmak

Tar 

:iki direk arasına çakılan mertek

Tartara 

:terazi

Tataba 

:kadın hizmetçi

Tavsır :resim

Tay 

:eş, iki taneden biri

Tehne 

:tahna, tenha, ıssız

Tehöv 

:vay anam, vay babam, ne bahtılı, seni bahtılı, hayret ünlemi

Tek-çüt 

:ibicek, yazı-tura, kura

Tekvin 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Telli 

:çok, pek çok

Tellisi 

:çoğu, pek çoğu

Tengri 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Tepir 

:tahta elek

Teşi 

:yün eğirme, iplik bükme aracı, iğ 

Tev 

:hadi canım sen de, inanmıyorum.

Tevvab 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Teze 

:taze, yeni, turfanda

Tezelemek 

:yenilemek, filizlenmek

Tezermek 

:kaçmak

Tezid 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Tezir 

:ayıp, azar

Tezirlemek 

:ayıplamak, azarlamak, utandırmak

Tıfıl 

:küçük, cüce, kısa, çocuk, tifil

Tığ 

:harman yığını, oya işlemek için ucu kancalı iğne, kılıç

Timinneğ 

:dört gödük ölçüsünde olan kab.

Tınnıh 

:kuzu-gidik derisinden  süt, yoğurt, çorba kabı.

Tırhıd 

:bulgurdan yapılmış çorba

Tohnik 

:bulgur unu ve pekmezden yapılmış helva

Toklu 

:bir yaşındaki dişi kuzu, kavır

Tombak :tombalak, yuvarlak, top gibi, tortop

Tor 

:tınak, esneyen örgü, tuzak, 

Torlak 

:genç, ham, toy, olgunlaşmamış, gelişmemiş

Torpah 

:toprak

Tovuh 

:tavuk

Töhene

:dört mağ büyüklüğündeki kürsü odası

Töker 

:döker

Tumsu 

:yumru, tümseklik, yükseklik, tarla sınırı

Tutmut

:ark tümseği, karıg tümseği, iki su çukuru arasındaki yükselti

Turap olmak 

:ayağının toprağı olmak, kulu, kölesi olmak

Tüfe 

:ocak, tandır yapmak için kullanılan kesme taş

Tüğmek 

:kaçmak, sıvışmak

Tüle 

:enekede bey/ciğa tarafının tersi

Tülek 

:hileci, tüyünü değiştiren

Tümsük 

:tümsek, tepecik

Tüvmek 

:kaçmak, sıvışmak

   
U  

Ud 

:ut, utanma

Uğarmak (uvarmak) :tamir etmek, onarmak, yamamak

Uğur 

:ön

Uğrun 

:gizli; uğrun uğrun, gizli gizli

Uluk 

:ulu, büyük, güzel

Umaç 

:omaç, yufkadan makarna

Urmak 

:vurmak

Uruplağ 

:iki timinneğ ölçüsünde kab. Bir gaz tenekesi ölçüsünde kab.

Ut 

:ud, utanma

Utlu 

:utangaç

Uvarmak (uğarmak) :tamir etmek, onarmak, yamamak

Uz 

:uzman, usta, iyi, uzun, uygun

 

Ü  

Üçün 

:için, diye

Ürüngül 

:sararıp solmuş, soluk, mat, rengi bozuk, zayıf, yıpranmış

Ütmek 

:kumar v.b. Oyunda kazanmak

Ütülmek 

:kumar v.b. Oyunda kaybetmek, yitirmek

Üvütmek 

:üğütmek, öğütmek

Üz 

:yüz

Üzük 

:yüzük

Üzülmek 

:incelmek, kopacak duruma gelmek

 
ARAMALIK A 

B

C 

Ç 

D

E  F G H I İ J K  L M  N  O  Ö  P  R S  Ş  T U  Ü V  Y Z
V

Vacid 

:tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan

Vahdaniyet