XIX.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu
birbiri ardına savaşlar, Kırım Savaşları, Rusların Doğu Anadolu'nun bir bölümünü
işgal etmesi, Makedonya'da halkın ayaklanması yanında Anadoluda da Türkmen
aşiretleri ve bazı aşiretler arasındaki çatışmalar can sıkıntısı olmuştur.
Devletin başkenti İstanbul'da da büyük gelişmeler olmuştur.
1690 yılında başlayan iskan
hareketi 180 yıl sürmüştür. Osmanlı devlet düzeni bozulmuş, dış ülkelerden ve
İstanbul’da azınlık zenginlerden borç para almaya başlamıştır. İç ve dış
borçlar, kapitülasyonlar devlet yönetimini yeni kaynaklar bulmaya, adeta
yaratmaya sevk etmiştir. İç karışıklıklar ve dış ülkelerle yapılan savaşlar,
salgın hastalıklar ülkeyi oldukça yıpratmıştır.
Göçebe yaşam tarzını sürdüren
Oğuzların Türkmen boyuna bağlı Yusube Aşireti, 1780-1800 yılları arasında
Divriği yöresine gelen 4 büyük aşiretten biridir. Bu Aşiretler şunlardır;
Yusube Aşireti,
Hamise Aşireti,
Döyde Aşireti,
Yönüze Aşireti.
Yusube ismi, “Yusuf Bey” veya
“Yusu Ağa”dan gelmektedir. Halk dilinde kısa fonetik söylemde “Yusube” şeklinde
telaffuz edile gelmiştir. Yusuf Bey, Mehmet Kahyanın oğludur. Yusube ailesi
Oğuz Türklerindendir. Kara yaşam biçimini seçen Oğuzların On Oklar kolundan,
Türkmen Boyundandır. Türkistan’da yaşamakta iken Moğol istilası nedeniyle
sürekli batıya doğru göçe zorlanan Türkmenlerin büyük bir kısmı Horasan’a,
oradan da Kafkaslara ve Azerbaycan’a gelip yerleşmişlerdir.
1786-1792 Osmanlı-Rus savaşlarının
başlamasıyla, Rus saldırıları artmıştır. Ruslar Doğu ve Güney Kafkasya'ya
saldırmışlardır. Derbend, Baku, Küba, Lenkran düşmüştür. Gence, Şaki, Şirvan
saldırılara hedef olmuştur. Kafkasya halkından on binlerce Türk Anadolu’ya doğru
akmaya başladı.
1780-1800 yıllarında devam eden
Rus saldırıları nedeniyle de 300 binden fazla Türk, Kafkas ve Azerbaycan’dan
koparak Anadolu’ya göç etmiştir. Başlayan göçler sonrasında Kars, Iğdır ve
Ardahan yörelerine gelip yerleşmişlerdir. Daha sonraki yıllarda baş gösteren
zorunluluklar nedeniyle bunların bir kısmı Amasya, Tokat, Sivas, Çankırı, Konya,
Aydın, İçel, Adana, Bursa ve Adapazarı dolaylarına yerleştirilmişlerdir.
Yusube ailesinin bu göçler
dolaysıyla önce Kars ve daha sonra da Sivas’a geldikleri büyük bir ihtimaldir.
Kars yöresinde iken kuraklık baş
gösterdi. Büyük ölçüde geçim sıkıntısı çektiler. Kuraklıkla birlikte zararlı
hayvanların; çakal, kurt, ayı gibi yırtıcı hayvanların saldırıları ve yılan-çayan
gibi sürüngenler büyük zararlar vermeye başladı. Can ve mal güvenlikleri için
bir başka yurt bulmak kaçınılmaz olmuş ve yeniden bir göç zorunlu hale gelmişti.
Hayvanlarına daha iyi otlaklar bulmak üzere yaz aylarda günbatımına doğru yola
çıkarlar. Şehirler ve yerleşim yerlerinden uzak durdular. Irmak ve dere
kenarları, yaylalık yerlerden geçtiler.
Bu göç birkaç yıl sürdü. Çünkü,
ailelerle birlikte sürülerin göçü çok zor ve çok da riskliydi. Ülke savaş
içindeydi. Dağda eşkıyalar, Ermeni çeteleri kol geziyordu. Göçün son bulması
herkesin arzusuydu. Ancak, gözleri tutan ve tüm hayallerini
gerçekleştirebilecekleri bir yere henüz ulaşmamışlardı. Artık toprağa yerleşmek,
ekip-biçmek istiyorlardı. Soy, sop yerleştikleri toprakta kök salsın
istiyorlardı. Malı davarı daha semiz olsun, topraktan bire kırk, bire elli ürün
alınsın. Bölgeyi hem yazlık ve hem de kışlık kullanılabilsin. Böyle bir yerin
özlemi her zaman duyulmuş, ancak uygun bir yer ve huzur bulunamamıştı. Batıya
ilerledikçe daimi olarak kalacak yerin bulunması heyecanı hemen herkesi sarmış,
adeta tek bu düşüncede odaklaşmışlardı.
Yusube Ailesi, mal, davar ve ev
eşyalarıyla büyük bir kervan oluşturmuştu. Erzurum, Erzincan üzerinden
Malatya’ya ve oradan da Divrik yakınlarında Palandöken veya Palanga (Hars)
denilen yöreye gelip geçici olarak konaklamışlar. Orada bir yıl geçirdikten
sonra şimdiki yerleşim yeri olan Ödek’in karşısına suyu ve otu bol olan
Adaçayırı diye bilinen bölgeye gelip yerleştiler. Adaçayırının doğusunda
Gömürgen'e bakan tepede ilk evlerini yaptılar. Tepe ayrılıkta Hasanağagile
düşmüştür. Buradaki yıkıntı harabeler o devirde Yusube Ailesine geçici olarak
ilk hanelik etti.
Yusube, Yusuf Efendi ve
oğullarından inen soyu ifade eder. Yusube Ailesi ile birlikte değişik
bölgelerden gelen aileler de aynı bölgeye yerleşmişlerdir. Bunlar arasında
başlıca aileler şunlar:
Yusube (Yusuf Efendi ve oğulları)
Yönüze (Yunus Efendi ve oğulları),
Döyde (Toydı oğulları) ve
Hamise (Hamıs Efendi ve oğulları)
bulunmaktadır.
O tarihlerde Ödek’in şimdiki
yerinde Bizanslılar (Rumlar) oturmaktadır. Ancak, bölgenin Türkler eline
geçmesinden sonra sıkıntı yaşamamak için göç etmeleri nedeniyle sayıları gün
geçtikçe azalmış ve birkaç hane kalmıştır. 1800 yılı başlarında tamamı göçüp
gitmiş ve gayri müslüm olarak kimse kalmamıştır.
1770-1800 yılları arasında Ödek
tamamen Türk yurdu olmuştur. O dönemin çetin mücadelelerini ortaya koyan
Türklerin gömüldüğü “gömeri”, çarpışmaların yaşandığı ve gavurların büyük ölçüde
kırıldığı yer olan “gavur kırağı””, Türklerin ele geçirip yerleştiği “Türkeli”,
Hıristiyanlardan alınan “gavur ağılı”, v.b. yer isimleri ne ölçüde çetin
mücadeleler verildiğinin delili olarak dikkatimizi çekmektedir.
ÖDEK KÖYÜ YERLEŞİM YERİ OLUYOR
Ödek’e en yakın şehir olan
Divrik, Hititler zamanından beri (İ.Ö. 550) yerleşim yeri olarak kullanıldığı
bilinmektedir. Şehir, İ.Ö. 330 yılında Kapadokya krallığının egemenliğine ve
buranın da Bizans’ın egemenliğini tanımasıyla birlikte Bizans imparatorluğunun
egemenliğine geçmiş oldu.
Yunan kaynaklarında Apbrike
ve Bizans kaynaklarında Tepbrike adiyle tarih yazmalarına geçmektedir.
Arap tarihçileri Abrik şeklinde isimlendirmişlerdir. 1071 Malazgirt
savaşından kısa bir süre sonra Türklerin egemenliğine geçmiştir. Türkler
stratejik önemi olan bu şehre Divrik adını vermişlerdir. Divriği, 1072 de
Mengücük Gaziye verilmiştir. Rakım 1300 m. civarındadır. Şehrin batısı, doğusu
ve kuzeyi dağlıktır. Yer yer 2000- 2700 m.ye ulaşır.
Divrik, Türklerin eline geçtikten
sonra ilçenin önemli noktalarına ve bu arada geçit durumundaki köylerine soyu
sopu Türk olan aileler yerleştirilmiştir. Civardaki köylere olduğu gibi, Ödek’e
yerleştirilen ailelerin niçin özenle seçilmiş olduklarını şimdi daha iyi
anlıyorum. Çünkü, batısında Kangal’a açılan kapı durumunda Gökçebel,
Tombak ve Koçkayası geçitleri, Höbek üzerinden Sivas’a ulaşıma izin
veren Gökgedik (Karasar Geçidi olarak haritalarda geçer) geçidi, Mursal
yolu üzerindeki Ağkale geçidi Ödek sınırları içinde kalmaktadır.
Ödek Kalesi, bu noktaları gören
hakim bir tepe üzerindedir. O tarihte güney-kuzey ve doğu-batı bölgelere geçit
veren dağlık ve plato sahalarına hakim kumanda merkezi durumundaydı. Selçuklu
Devleti ve Mengüçoğulları, özbe öz Türkmen soyundan gelenleri satranç taşları
dizer gibi Divrik ve civarına özenle yerleştirmişlerdir.
Türkler yurtlarına ad koyarken öz
Türkçe isim olmasına, anlamının yiğitlik, mertlik, kutsallık noktasında iyi,
güzel ve ongun olmasına özen göstermişlerdir. En son konaklayacakları bölgeye
gelen Yusube Ailesi, buraya ad koyarken aynı özeni göstermiştir. Kökenini ve
kimliğini en iyi şekilde yansıtsın, ulu, uğurlu, kademli olsun diye
yerleştikleri bu yeni yere ÖDEK ismini vermiştir.
Ödek,
sıradan bir isim değildir. Özelliği olan, manası derin öz Türkçe bir isimdir.
ÖDEK sözü, ödemek fiilinden gelir. Ödemek, ödemek gerek, ödeyelim,
ödeyeceğim, öderiz, ödenek, ödenecek şey, tazminat, ödeme zamanı, zaman, o
zaman, o zamana dek, o zamana kadar, ödeyinceye kadar anlamlarına gelmektedir.
Bazı yörelerde lehçe olarak, gelecek misiniz? Sorusuna, geleceğim, geliriz
anlamına kısaca “gelek”, verecek misiniz? Sorusuna yanıt verirken, “verek”
dendiği gibi, ödeyecek misiniz? Sorusuna da kısaca “ödek”
de denilmektedir. Nitekim, yeni yerleşim bölgesine gelen aşiretimiz bu yerlerin
timar olarak Divrikli Köse Mustafa Paşa ve Osman Paşa adlarına kayıtlı
olduğundan bedelini ÖDEYEREK satın almışlardır. ÖDEK isminin bu bedel ödeme
işleminden gelme ihtimali vardır. Ödek, muhterem, yaşlı, pir anlamına da
gelmektedir.
Divrikli Köse Mustafa Süreyya Paşa
adına 13 Köy sınırı içinde arazi kayıtları vardır. Bunlar arasında Ödek Köyü de
bulunmaktadır. Ayrıca, Divrikli Osman Paşa ve Divrikli Memiş Paşazade Tevfik
adlarına da kayıtlı araziler varken bunlardan satın alınmıştır. Bu 13 köy o
tarihte “AŞUDU” diye bilinirmiş. Alevi inançlı köyler için söylenmiş.
Civar köylerin isimleri 12 Eylül
1980 harekatından sonra öztürkçe isimlerle değiştirildi. Örneğin Venk Köyü,
Gökçebel oldu. Karaguz Köyü, Avşarcık oldu. Odur Köyü, Kayadibi oldu. Ödek Köyü
öztürkçe isim olduğu için herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek duyulmadı.
Ödek
sözcüğü, ÖD ve EK sözcüklerinden türemiş bileşik isimdir. Ödek
kelimesinin ilk hecesi Öd= Göktürk dilinde “Zaman, vakit, iç, edep” demektir.
İkinci hece olan Ek ise, “Kutsal Ek Dağları” anlamındadır.[3]
Orhun Yazıtlarında, Kül Tigin
Abidesi, Kuzey cephesi 10. satırında “Öd Tengri yaşar” denilmektedir. Tonyukuk
Abidesi İkinci Taş batı cephesinde 9. Satırında da “Yinçü ögüzüg keçe Tınsi Oğlı
aytığma bengilig Ek tağığ ertürtüm.” [İnci nehrini geçerek Tinsi Oğlu denilen
mukaddes Ek dağını aşırdım.]Cümlesinde geçen Kutsal Ek Dağlarından
bahsedilmektedir.
bu iki öd ve ek kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş, “Zamanın
Kutsal Dağı”, “Kutsal Dağlar”, “Zaman Dağları”, “Tanrı Dağları” veya “İç
Dağlar” anlamına gelen bir sözcüktür. Gerçekten de yüksek rakımlı dağlık bir
bölgededir. Buraya ilk gelen aşiretler daha önce yaşadıkları bölgelerdeki
coğrafyaya benzetme ve/veya ongun saydıkları yerin adını burada da yaşatma
düşüncesiyle, Köyün adına Ödek ve köy sınırları içindeki sahip oldukları tarla
ve meralara da alışkın oldukları isimleri vermiş olmaları kuvvetle muhtemeldir.
Kaşınbaşı, Kale, Küçük Harmancık,
Beşoyuk, Selkaya, Koçkaya, Keltepe, Terzikaya, Hıdırellez, Göldağ, Gonahgörmez
dağı, Ortadağ, Mehmetdağı, Kuyu, Höyük, Dolupınar, Çalıkoyak, Yılanlıtepe,
Şemsitepe, Baydığıntepe gibi dağlar ile çevrili geniş bir platonun doğuya açılan
kapısı konumunda Kızılkaya Dağı yükselmektedir.
Ödek
bu platoya geçit veren iç kapı durumundaki Kızılkaya dağının eteklerinde
konuşlanmış bulunmaktadır. Ayyıldızda olduğu gibi, yarım ay şeklinde dağlar
içinde bir iç dağ, coğrafi konum olarak, ÖDEK adına pek de uygun
düşmektedir.
Ödek
,
gerçekten de çevresi dağlarla çevrili doğal kale durumunda hafif engebeli bir
plato ve yarım ayın açık olan ağzında kızıl bir yıldız gibi yükselen Kızılkaya
eteğinde, Divrik ovasına tepeden kartal bakışıyla bakan panoramasıyla eşsiz
güzellikte bir yerdir. Atalarımız buraya geldikten sonra bölgedeki tüm yabancı
yer adlarını, aynı özenle, öz Türkçe sözcüklerle değiştirmişlerdir. Azerbaycan,
Horasan ve Orta Asya’da benzer isimlerde coğrafi yer ve yerleşimler bulunması
pek de rastlantı değildir. (Bkz. Ödek Yer Adları Dizini).
Ödek Köyü, Divrik’in batısında
1850 m. Rakımı olan çevresi dağlarla çevrili yemyeşil bir vadide konuşlanmıştır.
Yakınındaki Karasar Geçidi rakımı 1890 m. dir. Sivas’a 200 km, Divriği’ye 26 km.
mesafededir. Otomobil ile 15 dakika, traktörle 30 dakika, at ile 1 saat ve
yürüyerek 4-5 saatte ulaşılır. Doğusunda Karasar, batısında Ceviz, kuzeyinde
Höbek, kuzey-batısında Avçarcık (Karaguz), Güneyinde Bahtiyar, Sören (Susuz
Viran veya Susuz Ören) ve Vazıldan, güney-batısında Gökçebel (Venk veya Bahtiyar
Fengi) Köyleri ile çevrilidir.
Köyün içinden Ödek Çayı
geçmektedir. Çayın kolları Korusuyu deresi, Apazsuyu deresi (Goz deresi),
Çataksuyu, Ağdere, Adaçayı, Ören dere, Derin dere ve Mayman deredir.
Ödek yerleşim yeri olarak, Boğaz
ve Korudan gelen Korusuyu, Ortadağdan gelen Çatakdere, Susuz ve Daşçiğitten
gelen Ağdere ve Apazdan gelen Apazdere’nin kesiştiği deltada kuruludur. Bu üçgen
delta, Ağtarla diye anılır ve Köyün yerleşimine anayurtluk yapar.
Ayrıca, Köyün karşısına düşen
Karşı Mahalle ile, Karaseki ve Türkeli Mahallesinde de yerleşim yeri
bulunmaktadır. Köyün hemen kuzey taraf üstünde rakımı 2 400 m. Olan eski bir
volkanik dağ olan Kızılkaya yükselmektedir. Güney cephesinde Mehmetdağı 2 400 m
ve Ortadağ 2 450 m., batısında Göldağı ve Konakgörmezde Hıdırellez dağı 2 450 m.
İle çevrilidir. Köyün doğu cephesi Divrik istikametine görüş alanı açıktır. Köy
sınırları içinde en yüksek dağ Terazi (Terzi) kayası olup 2 500 m. civarında
rakıma sahiptir. Civarda en yüksek rakımlı dağ Baydığın dağıdır. Rakımı 2518
m.dir.
Ödek, Bizanslılar döneminde
yerleşime açılmıştır. Bizans mimari tarzındaki yapılar buraya yerleştirilen
Türkler tarafından ahır ve ağıl olarak uzunca bir süre kullanılmış ve zamanla
yıkılıp yok olmuştur.
Bizanslılar döneminde inşa edilen
Kale (rakım: 2 200m.) bazı surları yıkılmış olmakla birlikte hala heybetiyle
ayakta durmaktadır. Kale, stratejik konumu olan askeri bir üs, ileri karakol,
saldırı ve savunma amaçlı inşa edilmiştir.
Civar köylerde buna benzer bir
kale yoktur. Girişe, tepeye uzanan dar bir boyundan geçilerek varılabilir. 300
derecelik çevresi uçuruma bakar. Kaleye giriş hariç, yaklaşmak dahi mümkün
değildir. Kale içinden uçurum yönü olan güneyde 400 metre aşağıdan akan dereye
yeraltından gizli bir geçitle inilebildiği ifade edilmektedir.
Civar dağların yer yer 2500 m ila
2700 m.’ye ulaşan yükseklikleri ve sarp kayalıklarla örtülü olması eşkiyaların
rahatça barınmalarına ve buralardan saldırılar düzenlemelerine olanak verdiği
asla gözden uzak tutulmamalıdır. Kale teröristlere karşı bu amaçla da
kullanılmış olabilir. Kale içinde ciddi bir kazı çalışması hiç yapılmamıştır. Bu
bakımdan ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Yusube Aşireti önce Adaçayırına
geçici iskan edilir. Tepeye ilk ev ve yanına ağıl yapılır. Daha sonra köyün
şimdiki yerinde yerleşik olan Rumlardan ve Divriği’nde Ayan oğulları ve
Osman oğullarından satın aldıkları arazi ve evlere taşınmışlardır.
Yeni yerleşim planına göre
aşiretlerin iskanı şöyle olmuştur:
1.
Yusube Aşİretİ: Ödek Çayının güney
kenarı, değirmen üstüne;
2.
Yönüze Aşİretİ: Ödek Çayı kuzey
kenarı değirmen karşısına;
3.
Döyde Aşİretİ: Ödek doğu yakası
ve Koz deresi civarına;
4.
Hamise Aşİretİ
: Ödek
köyünün orta bölgesine;
Yerleşmişlerdir.
Ödek Köyüne daha sonraki yıllarda
da katılmalar olmuştur. Sonradan gelen aşiretler şunlardır:
Şahnalılar Aİlesİ
: Tokat
Şahna köyünden gelerek köyün doğusuna;
Dİlİse
Aİlesİ
: Tokat yöresinden
gelerek köyün batısına;
SarIgİl
Aİlesİ:
: İran’dan
Kars Iğdır’a ve oradan Ödek’e gelmişler. Köyün doğusuna yerleşmişlerdir.
[6]
Yedi aşiretin oluşturduğu Ödek
Köyü, bilahare katılanlar da olmuştur: