top
ÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ:   ÖDEK DERGİSİ

E-mail: mailadmin@odek-koyu.com  Copyright  © Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir. Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına aittir.     


İÇİNDEKİLER  SAYILAR  : 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12,  13, 14, 15, 16, 17, 18,  19, 20

Ön Kapak

Dergi Yayın Kurulu

İçindekiler

Sunuş Yazısı

Ödek Köyü Tarihi ve Yusube Ailesi

Kara Cuma Oğulları

Yusube Edebiyat Şiir

Makaleler

Şiirler

Araştırmalar

Fıkralar

Ödek Gençlik

Ödek Aktüel

Konuk Yazar

Ödek Portreler

Çocuk Kulübü

Spor

Arka Kapak  

 

ÖDEK DERGİSİ

KARA CUMA OĞULLARI 200.YIL ÖZEL SAYI

A y l ı k  D e r g i       Yıl: 1 Sayı: 1

 

 

ÖDEK TARİHİ VE KARA CUMA OĞULLARI:                                                                                                                      

 

 ÖDEK KÖYÜNE İLK GELEN DİĞER AŞİRETLER

 

XIX.Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu birbiri ardına savaşlar, Kırım Savaşları, Rusların Doğu Anadolu'nun bir bölümünü işgal etmesi, Makedonya'da halkın ayaklanması yanında Anadoluda da Türkmen aşiretleri ve bazı aşiretler arasındaki çatışmalar can sıkıntısı olmuştur. Devletin başkenti İstanbul'da da büyük gelişmeler olmuştur.  

1690 yılında başlayan iskan hareketi 180 yıl sürmüştür. Osmanlı devlet düzeni bozulmuş, dış ülkelerden ve İstanbul’da azınlık zenginlerden borç para almaya başlamıştır. İç ve dış borçlar, kapitülasyonlar devlet yönetimini yeni kaynaklar bulmaya, adeta yaratmaya sevk etmiştir. İç karışıklıklar ve dış ülkelerle yapılan savaşlar, salgın hastalıklar ülkeyi oldukça yıpratmıştır. 

Göçebe yaşam tarzını sürdüren Oğuzların Türkmen boyuna bağlı Yusube Aşireti, 1780-1800 yılları arasında Divriği yöresine gelen 4 büyük aşiretten biridir. Bu Aşiretler şunlardır; 

Yusube Aşireti,

Hamise Aşireti,

Döyde Aşireti,

Yönüze Aşireti.

 

Yusube ismi, “Yusuf Bey” veya “Yusu Ağa”dan gelmektedir. Halk dilinde kısa fonetik söylemde “Yusube” şeklinde telaffuz edile gelmiştir.  Yusuf Bey, Mehmet Kahyanın oğludur. Yusube ailesi Oğuz Türklerindendir. Kara yaşam biçimini seçen Oğuzların On Oklar kolundan, Türkmen Boyundandır.  Türkistan’da yaşamakta iken Moğol istilası nedeniyle sürekli batıya doğru göçe zorlanan Türkmenlerin büyük bir kısmı Horasan’a, oradan da Kafkaslara ve Azerbaycan’a gelip yerleşmişlerdir.  

1786-1792 Osmanlı-Rus savaşlarının başlamasıyla, Rus saldırıları artmıştır. Ruslar Doğu ve Güney Kafkasya'ya saldırmışlardır. Derbend, Baku, Küba, Lenkran düşmüştür. Gence, Şaki, Şirvan saldırılara hedef olmuştur. Kafkasya halkından on binlerce Türk Anadolu’ya doğru akmaya başladı.

 1780-1800 yıllarında devam eden Rus saldırıları nedeniyle de 300 binden fazla Türk, Kafkas ve Azerbaycan’dan koparak Anadolu’ya göç etmiştir. Başlayan göçler sonrasında Kars, Iğdır ve Ardahan yörelerine gelip yerleşmişlerdir. Daha sonraki yıllarda baş gösteren zorunluluklar nedeniyle bunların bir kısmı Amasya, Tokat, Sivas, Çankırı, Konya, Aydın, İçel, Adana, Bursa ve Adapazarı dolaylarına yerleştirilmişlerdir.[1]

 Yusube ailesinin bu göçler dolaysıyla önce Kars ve daha sonra da Sivas’a geldikleri büyük bir ihtimaldir.

 

Kars yöresinde iken kuraklık baş gösterdi. Büyük ölçüde geçim sıkıntısı çektiler. Kuraklıkla birlikte zararlı hayvanların; çakal, kurt, ayı gibi yırtıcı hayvanların saldırıları ve yılan-çayan gibi  sürüngenler büyük zararlar vermeye başladı. Can ve mal güvenlikleri için bir başka yurt bulmak kaçınılmaz olmuş ve yeniden bir göç zorunlu hale gelmişti. Hayvanlarına daha iyi otlaklar bulmak üzere yaz aylarda günbatımına doğru yola çıkarlar. Şehirler ve yerleşim yerlerinden uzak durdular. Irmak ve dere kenarları, yaylalık yerlerden geçtiler.  

 Bu göç birkaç yıl sürdü. Çünkü, ailelerle birlikte sürülerin göçü çok zor ve çok da riskliydi. Ülke savaş içindeydi. Dağda eşkıyalar, Ermeni çeteleri kol geziyordu. Göçün son bulması herkesin arzusuydu. Ancak, gözleri tutan ve tüm hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir yere henüz ulaşmamışlardı. Artık toprağa yerleşmek, ekip-biçmek istiyorlardı. Soy, sop yerleştikleri toprakta kök salsın istiyorlardı. Malı davarı daha semiz olsun, topraktan bire kırk, bire elli ürün alınsın. Bölgeyi hem yazlık ve hem de kışlık kullanılabilsin. Böyle bir yerin özlemi her zaman duyulmuş, ancak uygun bir yer ve huzur bulunamamıştı. Batıya ilerledikçe daimi olarak kalacak yerin bulunması heyecanı hemen herkesi sarmış, adeta tek bu düşüncede odaklaşmışlardı.  

Yusube Ailesi,  mal, davar ve ev eşyalarıyla büyük bir kervan oluşturmuştu. Erzurum, Erzincan üzerinden Malatya’ya ve oradan da Divrik yakınlarında  Palandöken veya Palanga (Hars) denilen yöreye gelip geçici olarak konaklamışlar. Orada bir yıl geçirdikten sonra şimdiki yerleşim yeri olan Ödek’in karşısına suyu ve otu bol olan Adaçayırı diye bilinen bölgeye gelip yerleştiler. Adaçayırının doğusunda Gömürgen'e bakan tepede ilk evlerini yaptılar. Tepe ayrılıkta Hasanağagile düşmüştür. Buradaki yıkıntı harabeler o devirde Yusube Ailesine geçici olarak ilk hanelik etti.

 Yusube, Yusuf Efendi ve oğullarından inen soyu ifade eder. Yusube Ailesi ile birlikte değişik bölgelerden gelen aileler de aynı bölgeye yerleşmişlerdir. Bunlar arasında başlıca aileler şunlar:

Yusube (Yusuf Efendi ve oğulları)

Yönüze (Yunus Efendi ve oğulları),

Döyde (Toydı oğulları) ve

Hamise (Hamıs Efendi ve oğulları)  bulunmaktadır.

 O tarihlerde Ödek’in şimdiki yerinde Bizanslılar (Rumlar) oturmaktadır. Ancak, bölgenin Türkler eline geçmesinden sonra  sıkıntı yaşamamak için göç etmeleri nedeniyle sayıları gün geçtikçe azalmış ve birkaç hane kalmıştır. 1800 yılı başlarında tamamı göçüp gitmiş ve  gayri müslüm olarak kimse kalmamıştır.  

1770-1800 yılları arasında Ödek tamamen Türk yurdu olmuştur. O dönemin çetin mücadelelerini ortaya koyan Türklerin gömüldüğü “gömeri”, çarpışmaların yaşandığı ve gavurların büyük ölçüde kırıldığı yer olan “gavur kırağı””, Türklerin ele geçirip yerleştiği “Türkeli”, Hıristiyanlardan alınan “gavur ağılı”, v.b. yer isimleri ne ölçüde çetin mücadeleler verildiğinin delili olarak dikkatimizi çekmektedir.

 

 ÖDEK KÖYÜ YERLEŞİM YERİ OLUYOR

 

        Ödek’e en yakın şehir olan Divrik, Hititler zamanından beri (İ.Ö. 550) yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Şehir, İ.Ö. 330 yılında Kapadokya krallığının egemenliğine ve buranın da Bizans’ın egemenliğini tanımasıyla birlikte Bizans imparatorluğunun egemenliğine geçmiş oldu.

 Yunan kaynaklarında Apbrike ve Bizans kaynaklarında Tepbrike adiyle tarih yazmalarına geçmektedir.  Arap tarihçileri Abrik şeklinde isimlendirmişlerdir. 1071 Malazgirt savaşından kısa bir süre sonra Türklerin egemenliğine geçmiştir. Türkler stratejik önemi olan bu şehre Divrik adını vermişlerdir. Divriği, 1072 de Mengücük Gaziye verilmiştir. Rakım 1300 m. civarındadır. Şehrin batısı, doğusu ve kuzeyi dağlıktır. Yer yer 2000- 2700 m.ye ulaşır. [2] 

 Divrik, Türklerin eline geçtikten sonra ilçenin önemli noktalarına ve bu arada geçit durumundaki köylerine soyu sopu Türk olan aileler yerleştirilmiştir. Civardaki köylere olduğu gibi, Ödek’e yerleştirilen ailelerin niçin  özenle seçilmiş olduklarını  şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü, batısında Kangal’a açılan kapı durumunda Gökçebel, Tombak ve Koçkayası geçitleri, Höbek üzerinden Sivas’a ulaşıma izin veren Gökgedik (Karasar Geçidi olarak haritalarda geçer) geçidi, Mursal yolu üzerindeki Ağkale geçidi Ödek sınırları içinde kalmaktadır. 

Ödek Kalesi, bu noktaları gören hakim bir tepe üzerindedir. O tarihte güney-kuzey ve doğu-batı bölgelere geçit veren dağlık ve plato sahalarına hakim kumanda merkezi durumundaydı. Selçuklu Devleti ve Mengüçoğulları, özbe öz Türkmen soyundan gelenleri satranç taşları dizer gibi Divrik ve civarına özenle  yerleştirmişlerdir.  

Türkler yurtlarına ad koyarken öz Türkçe isim olmasına, anlamının yiğitlik, mertlik, kutsallık noktasında iyi, güzel ve ongun olmasına özen göstermişlerdir. En son konaklayacakları bölgeye gelen Yusube Ailesi, buraya ad koyarken aynı özeni göstermiştir. Kökenini ve kimliğini  en iyi şekilde yansıtsın, ulu, uğurlu,  kademli olsun diye yerleştikleri bu yeni yere ÖDEK ismini vermiştir.  

Ödek, sıradan bir isim değildir. Özelliği olan, manası derin öz Türkçe bir isimdir. ÖDEK sözü, ödemek fiilinden gelir. Ödemek, ödemek gerek, ödeyelim, ödeyeceğim, öderiz, ödenek, ödenecek şey, tazminat, ödeme zamanı, zaman, o zaman, o zamana dek, o zamana kadar, ödeyinceye kadar anlamlarına gelmektedir. Bazı yörelerde lehçe olarak, gelecek misiniz? Sorusuna, geleceğim, geliriz anlamına kısaca “gelek”, verecek misiniz? Sorusuna yanıt verirken, “verek” dendiği gibi, ödeyecek misiniz? Sorusuna da kısaca “ödek” de denilmektedir. Nitekim, yeni yerleşim bölgesine gelen aşiretimiz bu yerlerin timar olarak Divrikli Köse Mustafa Paşa ve Osman Paşa adlarına kayıtlı olduğundan bedelini ÖDEYEREK satın almışlardır. ÖDEK isminin bu bedel ödeme işleminden gelme ihtimali vardır. Ödek, muhterem, yaşlı, pir anlamına da gelmektedir.  

Divrikli Köse Mustafa Süreyya Paşa adına 13 Köy sınırı içinde arazi kayıtları vardır. Bunlar arasında Ödek Köyü de bulunmaktadır. Ayrıca, Divrikli Osman Paşa ve Divrikli Memiş Paşazade Tevfik adlarına da kayıtlı araziler varken bunlardan satın alınmıştır. Bu 13 köy o tarihte “AŞUDU” diye bilinirmiş. Alevi inançlı köyler için söylenmiş.  

Civar köylerin isimleri 12 Eylül 1980 harekatından sonra öztürkçe isimlerle değiştirildi. Örneğin Venk Köyü, Gökçebel oldu. Karaguz Köyü, Avşarcık oldu. Odur Köyü, Kayadibi oldu. Ödek Köyü öztürkçe isim olduğu için herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek duyulmadı. 

Ödek sözcüğü, ÖD ve EK sözcüklerinden türemiş bileşik isimdir.  Ödek kelimesinin ilk hecesi Öd= Göktürk dilinde “Zaman, vakit, iç, edep” demektir. İkinci hece olan Ek ise, “Kutsal Ek Dağları” anlamındadır.[3]  

Orhun Yazıtlarında, Kül Tigin Abidesi, Kuzey cephesi 10. satırında “Öd Tengri yaşar” denilmektedir. Tonyukuk Abidesi İkinci Taş batı cephesinde 9. Satırında da “Yinçü ögüzüg keçe Tınsi Oğlı aytığma bengilig Ek tağığ ertürtüm.” [İnci nehrini geçerek Tinsi Oğlu denilen mukaddes Ek dağını aşırdım.]Cümlesinde geçen Kutsal Ek Dağlarından bahsedilmektedir.[4] [5]  

Ödek, bu iki öd ve ek kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş, “Zamanın Kutsal Dağı”, “Kutsal Dağlar”, “Zaman Dağları”, “Tanrı Dağları” veya “İç Dağlar” anlamına gelen bir sözcüktür. Gerçekten de yüksek rakımlı dağlık bir bölgededir. Buraya ilk gelen aşiretler daha önce yaşadıkları bölgelerdeki coğrafyaya benzetme ve/veya ongun saydıkları yerin adını burada da yaşatma düşüncesiyle, Köyün adına Ödek ve köy sınırları içindeki sahip oldukları tarla ve meralara da alışkın oldukları isimleri vermiş olmaları kuvvetle muhtemeldir.  

Kaşınbaşı, Kale, Küçük Harmancık, Beşoyuk, Selkaya, Koçkaya, Keltepe, Terzikaya, Hıdırellez, Göldağ, Gonahgörmez dağı, Ortadağ, Mehmetdağı, Kuyu, Höyük, Dolupınar, Çalıkoyak, Yılanlıtepe, Şemsitepe, Baydığıntepe gibi dağlar ile çevrili geniş bir platonun doğuya açılan kapısı konumunda Kızılkaya Dağı yükselmektedir.  

Ödek bu platoya geçit veren iç kapı durumundaki Kızılkaya dağının eteklerinde konuşlanmış bulunmaktadır. Ayyıldızda olduğu gibi, yarım ay şeklinde dağlar içinde bir iç dağ, coğrafi konum olarak, ÖDEK adına pek de uygun düşmektedir.  

Ödek, gerçekten de çevresi dağlarla çevrili doğal kale durumunda hafif engebeli bir plato ve yarım ayın açık olan ağzında kızıl bir yıldız gibi yükselen Kızılkaya eteğinde, Divrik ovasına tepeden kartal bakışıyla bakan panoramasıyla eşsiz güzellikte bir yerdir.  Atalarımız buraya geldikten sonra bölgedeki tüm yabancı yer adlarını, aynı özenle, öz Türkçe sözcüklerle değiştirmişlerdir. Azerbaycan, Horasan ve Orta Asya’da benzer isimlerde coğrafi yer ve yerleşimler bulunması pek de rastlantı değildir. (Bkz. Ödek Yer Adları Dizini).  

Ödek Köyü, Divrik’in batısında 1850 m. Rakımı olan çevresi dağlarla çevrili yemyeşil bir vadide konuşlanmıştır. Yakınındaki Karasar Geçidi rakımı 1890 m. dir. Sivas’a 200 km, Divriği’ye 26 km. mesafededir. Otomobil ile 15 dakika, traktörle 30 dakika, at ile 1 saat ve yürüyerek 4-5 saatte ulaşılır. Doğusunda Karasar, batısında Ceviz, kuzeyinde Höbek, kuzey-batısında Avçarcık (Karaguz),  Güneyinde Bahtiyar, Sören (Susuz Viran veya Susuz Ören) ve Vazıldan, güney-batısında Gökçebel (Venk veya Bahtiyar Fengi) Köyleri ile çevrilidir.  

Köyün içinden Ödek Çayı geçmektedir. Çayın kolları Korusuyu deresi, Apazsuyu deresi (Goz deresi), Çataksuyu, Ağdere, Adaçayı, Ören dere, Derin dere ve Mayman deredir.  

Ödek yerleşim yeri olarak, Boğaz ve Korudan gelen Korusuyu, Ortadağdan gelen Çatakdere, Susuz ve Daşçiğitten gelen Ağdere ve Apazdan gelen Apazdere’nin kesiştiği deltada kuruludur. Bu üçgen delta, Ağtarla diye anılır ve Köyün yerleşimine anayurtluk yapar.  

Ayrıca, Köyün karşısına düşen Karşı Mahalle ile, Karaseki ve Türkeli Mahallesinde de yerleşim yeri bulunmaktadır. Köyün hemen kuzey taraf üstünde rakımı 2 400 m. Olan eski bir volkanik dağ olan Kızılkaya yükselmektedir. Güney cephesinde Mehmetdağı 2 400 m ve Ortadağ 2 450 m., batısında Göldağı ve Konakgörmezde Hıdırellez dağı 2 450 m. İle çevrilidir. Köyün doğu cephesi Divrik istikametine görüş alanı açıktır.  Köy sınırları içinde en yüksek dağ Terazi (Terzi) kayası olup 2 500 m. civarında rakıma sahiptir. Civarda en yüksek rakımlı dağ Baydığın dağıdır. Rakımı 2518 m.dir. 

Ödek, Bizanslılar döneminde yerleşime açılmıştır. Bizans mimari tarzındaki yapılar buraya yerleştirilen Türkler tarafından ahır ve ağıl olarak uzunca bir süre kullanılmış ve zamanla yıkılıp yok olmuştur. 

Bizanslılar döneminde inşa edilen Kale (rakım: 2 200m.) bazı surları yıkılmış olmakla birlikte hala heybetiyle ayakta durmaktadır. Kale, stratejik konumu olan askeri bir üs, ileri karakol, saldırı ve savunma amaçlı inşa edilmiştir.  

Civar köylerde buna benzer bir kale yoktur.  Girişe, tepeye uzanan dar bir boyundan geçilerek varılabilir. 300 derecelik çevresi uçuruma bakar. Kaleye giriş hariç, yaklaşmak dahi mümkün değildir.  Kale içinden uçurum yönü olan güneyde 400 metre aşağıdan akan dereye yeraltından gizli bir geçitle inilebildiği ifade edilmektedir.  

Civar dağların yer yer 2500 m ila 2700 m.’ye ulaşan yükseklikleri ve sarp kayalıklarla örtülü olması eşkiyaların rahatça barınmalarına ve buralardan saldırılar düzenlemelerine olanak verdiği asla gözden uzak tutulmamalıdır.  Kale teröristlere karşı bu amaçla  da kullanılmış olabilir. Kale içinde ciddi bir kazı çalışması hiç yapılmamıştır. Bu bakımdan ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.  

Yusube Aşireti önce Adaçayırına geçici iskan edilir. Tepeye ilk ev ve yanına ağıl yapılır. Daha sonra köyün şimdiki yerinde yerleşik olan Rumlardan ve Divriği’nde Ayan oğulları ve Osman oğullarından satın aldıkları arazi ve evlere taşınmışlardır. 

Yeni yerleşim planına göre aşiretlerin iskanı şöyle olmuştur: 

1. Yusube Aşİretİ: Ödek Çayının güney kenarı, değirmen üstüne;

2. Yönüze Aşİretİ: Ödek Çayı kuzey kenarı değirmen karşısına;

3. Döyde Aşİretİ: Ödek doğu yakası ve Koz deresi civarına;

4. Hamise Aşİretİ: Ödek köyünün orta bölgesine; 

Yerleşmişlerdir. 

Ödek Köyüne daha sonraki yıllarda da katılmalar olmuştur. Sonradan gelen aşiretler şunlardır: 

Şahnalılar Aİlesİ: Tokat Şahna köyünden gelerek köyün doğusuna;

Dİlİse Aİlesİ: Tokat yöresinden gelerek köyün batısına;

SarIgİl Aİlesİ: : İran’dan Kars Iğdır’a ve oradan Ödek’e gelmişler. Köyün doğusuna yerleşmişlerdir. [6]  

Yedi aşiretin oluşturduğu Ödek Köyü, bilahare katılanlar da olmuştur: 

Banak Aİlesİ: Kangal Banak Köyünden gelerek köyün güneyine;  

Yerleşmişler ve Köyün yerleşimi tamamlanmıştır.  

                                         


E-mail: mailadmin@odek-koyu.com

 Bu sayfanın son güncelleme tarihi: 31-12-2008

 

    


 
bottom