top
ÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ:   MAKALELER

E-mail: yonetim@odek-koyu.com  Copyright  © Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir. Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına aittir.     


   


ÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ İLHAM KAYNAĞI


 

Ödek'de koç katımı

Wednesday, November 19, 2008 6:16 PM
 
From:
 
To:
ibrahimacun@yahoo.com
 
Message contains attachments
Ödek köyünde koç katımı.doc (40KB)
 
Sevgili İbrahim Acun,
 
Meslekte 40 yılını geride bırakmış bir gazeteciyim. Yurt dışında Avusturya) yayınlanan  aylık bir dergi için
kurban bayramı konulu bir yazı için malzeme araştırırken "Koç katımı" tabirine- ulaştım, oradan da Ödek köyüne.
Hazırladığınız mütevazi, ama dolu dolu siteye hayran oldum.
Öncelikle sizi kutluyorum. bir insan  köyünü ve seceresini ancak bu kadar güzel anlatır.  Tarihçe bir harikaydı.
 
Yazım için sitenizden küçük bir bölümü izninizle almak istiyorum. Kaleme aldığım yazı ekte.
Herşey gönlünüzce olsun...
 
Yalçın Bingöl
yorumbaba@gmail.com
0090-533 263 33 10

 


 

Ödek köyü’nde Koç katımı *

 Yalçın Bingöl

 Ben kurbanlık koçların kesime getirilirken süslemek için boyandıklarını zannederdim. Bir pazarlama, süsleme işi gibi değerlendirirdim. Ama tesadüfen karşıma çıkan mütevazi bir internet sitesi benim dünyadan haberim olmadığını ortaya koydu. Meğer koçlar bir damat gibi hazırlanırlarmış… 

Sitede yok yoktu. Buram buram Anadolu kokuyordu Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Ödek Köyü’nün sitesi… Google yardımıyla köyün coğrafi yerini hemen görüyordunuz. Hane sayısını bir çırpıda saymak mümkündü. Site, köyden çok aklı başında kişiler çıktığını da ortaya koyuyordu. Aşıklar, ozanlar şairler vardı. Atatürk başköşedeydi. Aydınlanma platformunda ilerici görüşler sergileniyordu. Hele “Gardaş, sen Sivas’ın neresindensin?” şiiri okunmaya değerdi. Yazan sanki Pir sultan Abdal’ın torunu… İki dörtlük aşağıda, devamını isteyen siteye buyursun: 

Dur gardaş! Bir selam ver geç, dostuna
Yabancı  değilsin, bizim eldensin
Endamın gururun bize benziyor
Yiğidin harman olduğu yerdensin

Sivaslısın gardaş tanıdım seni
Neredensin söyle gardaş ilçeni?
Bilirim ben Sivas'ımdan göçeni
Gardaş, sen Sivas’ın neresindensin?

………….. 

Gelelim “Koç katımı” tabirine. Site de bir ritüel var: Koçların kızışma mevsimi öncesi özel bir bakıma alınması, onların daha sonra sürüye katılmaları, bu sırada damızlık koçların boyanmaları anlatılıyor. Yazıyı Ödek köylülerinden Cengiz Sarıgül kaleme almış. Ayrıca Ödek’in tarihçesini yazan İbrahim Acun’un bölümünde de bu töre yer alıyor. 

Şimdi sözü Ödek’in çalışmalarıyla beni büyüleyen insanlarına bırakalım: 

“Köyümüzde, Ağustos ayının 1 ile 10’u arası koçlar sürüden ayrılır. Bu aylar koçların kızgınlaştığı dönemlerdir.  Ayrılan koçlar ağıllarda özel bir yerde ya beslenir ya da merada bir çoban eşliğinde otlatılır. Koçların bir ağılda özel olarak beslenmesi daha sağlıklıdır. Çünkü bir koç ne kadar bakımlı ve güçlü olursa, ondan doğacak yeni nesil kuzular da o kadar kaliteli ve sağlıklı olur.  Eskiden köyümüzde, bir çoban tutulup, köyün bütün koçları toplanarak beraber otlatılırmış. Ancak günümüzde her sürü sahibi, koçlarını kuzunun içine katarak yayar.

Koçlar, Sonbahar ayında, 29 Ekim ile 5 Kasım tarihleri arasında tekrar sürüye katılır. Bu koç katımı öncesinde geleneksel olarak yapılan bazı ritüeller vardır. Bu hazırlıkları kısaca açıklamak gerekir. Koçlar özel olarak hazırlanmış boyalarla rengârenk boyalanır. Bu boyalar ya kök boya ya da kınadan yapılır. Bunun amacı koçların sürünün içinde belli olmasını sağlamaktır. Ayrıca yeni bir başlangıcın ve sağlıklı bir neslin tohumlarının atıldığının inancı ile kutlama olarak da düşünülür.

Koçların boyunlarına elma, mendil veya çok nadir de olsa havlu bağlanır. Burada elma, bolluğu bereketi temsil etmektedir. Mendil ve havlu da sürüyü otlatan çobana hediye olarak düşünülmüştür. Bu hazırlıklardan sonra bir çoban eşliğinde koçlar sürüye katılmaya götürülür. Bu götürme işi adeta bir eğlence veya şölen niteliği kazanır. Koçları götüren çobana bir heybe hazırlanır. Heybeye; kömbe, elma, leblebi, kuru üzüm, havlu, çorap konur. Ayrıca evin büyüğü koçları götüren kişiye bir hediye verir ( para, havlu, çorap vb. ). Koçlar sürüye giderken, koçların üstüne küçük kız çocukları bindirilirmiş. Buradaki amaç ise, doğacak olan kuzuların dişi kuzu olmasını istemektir. Böylelikle sürülerinde bir artış ve bolluk olacağına inanılır. Ancak günümüzde bu gelenek erkek çocuk veya kız çocuk farkı gözetilmeksizin yapılmaktadır,  oldukça da azalmıştır.

Koçları sürüye götüren çoban, getirdiği heybedeki hediyeleri sürünün çobanına verir. Bu karşılamadan sonra, sürünün çobanı, koçları sürünün içine bırakır. Daha sonra da koçları getiren kişiyle birlikte sürünün çobanı, kömbeyi ve elmayı yerler.

         Bunların yanı sıra koç katımından sonra kuzuların doğmasına yakın da ilginç bir olay daha vardır. Köylülerin o zaman ki inancına göre: Şubat ayı içerisinde, 1 – 28 tarihleri arasında, kuzu koyunun karnında canlanır. Bu aya köylüler yelsek ayı derler. Bu ay içerisinde, insanlar evlerinden birbirlerine tuz, ocağı yakmak için ateş, ekmek, yağ, bulgur vb. gibi malzemeleri vermezler. Bunun sebebi de, verilen bu malzemelerin sonuncunda koyunun kuzuyu düşüreceği inancıdır. Kuzunun sağlıklı olmayacağı da düşünülür. Bu ay geçtikten sonra insanlar birbirlerine yardım etmeye devam ederler. 

         Nesillerden beri yaşayan bu gelenek ve adetlerimiz günümüzde de varlığını korumaktadır. İnsanlarımızın büyük şehirlere göçüyle birlikte yöremizdeki sürü sayılarında azalma olmasına rağmen; koç katımı törenleri hala köyümüzde devam ettirilmektedir.

Bir toplumda bireyler arası sosyal dengenin sağlanmasında (kurulmasında), ritüeller büyük paya sahiptir. Yöremizdeki insanların ortak yönü olan koç katım ritüeli, maddi ve manevi varlığın paylaşımını simgeler ve insanlar arasındaki ortaklığı pekiştirir.”

 Ve devamını İbrahim Acun’un satırlarıyla okuyalım:

“SÜRÜ YIKAMA VE YUĞ KIRKMA :
Havaların iyice ısınmasıyla birlikte yağışlar da sona erer. İşte bu esnada, genellikle Haziran-Temmuz aylarında, koyunların ve keçilerin yün ve kılları bir havuz yapılarak sürü bu havuzdan yüzdürülerek geçirilmek suretiyle önce bir güzel yıkanır. Bir veya iki gün sonra da kırpılır. Kırpma için kullanılan alet kırklık ya da gırhlıktır.  Özel bir makastır. Yuğ yıkama ve kırpma sırasında çalışanlara itina ile bakılır. Onlara kömbe, helva, börekler yapılır. Emeğe duyulan saygı ve minnetin bir ifadesi olarak onlara hediyeler de verilir.

YUĞ YIKAMA  :
Koyunların gırhılması bitince elde edilen yapağılar bir dereye götürülerek dere kenarında yıkanır. Yıkama işini genelde kadınlar imece ederek yaparlar. Yuğ yıkama günü öğlen yemeği çok özel hazırlanır. Kömbeler, börekler pişirilir. Helvalar, haşıllar yapılır.

YUĞ TARAMA :
Yıkanıp kurutulan yuğ yapağıları evlerde taranır. Bunun için yine imece usulü geçerlidir. Kadınlar genişçe bir salonda toplanır ve yünleri tararlar. Taramada güzel yapağı yünler çeşitlerine ve kullanma amaçlarına göre tasnif edilirler. Örneğin, halı, kilim, keçe, yatak, yorgan, çorap, kazak, eldiven  örme amaçlı sınıflandırılır. Taramadan ortaya çıkan zibilli artıklara “çöpür” denilir. Çöpürler de başka işlerde değerlendirilmek üzere ayrı tutulur. Yuğ tarayan kadınlara en güzel yiyecek ve içecekler ikram edilir. Genelde kömbeler, börekler pişirilir. Helvalar, haşıllar, tatlılar yapılır.

DÜĞÜM YOLLAMA :
Yün tarama sırasında bu işi dikkatli yapanlar, diğerlerinden farklı oldukları önlerine çıkan fırsatlarla belli olur. Tarağa takılan ve kısa bir an için fark edilirse yakalanabilen tarakta kalmış bir düğümü fark eden bunu alır saklar. Çünkü, bu düğümün uğuruna inanılır. Bu düğüm bolluk ve bereket demektir. Tutumluluğu simgeler.
Aslın düğüm, tüy döken koyunun tüylerinin yolunmasının önüne geçmek için çoban tarafından sağlam köklü yününe düğümlenmek suretiyle kurtarılan parçalardır.

Düğümü bulan kadın dilerse bunu çok sevdiği birine göndererek bundaki tılsımı onunla paylaşmak isteyebilir. Anadolu’da çok yaygın olarak örf ve adetlere de yansıyan bu uygulama, aslında “paylaşımcı zihniyetin” açıkça dışa vurumudur. Tıp ki, “çatal çavdar”da olduğu gibi, güzellikler, zenginlikler, iyilikler paylaşıldıkça artacağına inanılır.”

Gördünüz mü nereden nereye geldik? 

Divriği’nin Ödek Köyülerine, "www.odek-koyu.com"  sitesini hazırlayanlara sonsuz sevgi ve saygı…

Ödek Köyü Haberinin Yayınlandığı Avusturya Günlüğü Gazetesi 12.Sayfası : http://issuu.com/avusturyagunlugu/docs/kasim2008?mode=embed&documentId=081124171751-6dde774186ba4e1a922300850143b2be&layout=grey

*  Avusturya Günlüğü Gazetesinde Yalçın Bingöl imzasıyla 2008 Aralık Ayında yayınlanacak olan makale


E-mail: yonetim@odek-koyu.com
 Bu sayfanın son güncelleme tarihi: 25-12-2011

    

  bottom