Odek Koyu Internet SitesiOdek Koyu Internet Sitesi

Ödek Köyü İnternet Sitesi:  

E-mail:  yonetim@odek-koyu.com  Copyright  © Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir. Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına aittir.     


 

TERÖRİZMİN DİNAMİKLERİ VAR, YA PASAPORTU?

 

 

İbrahim ACUN[*]

 

Fransız devrimi iki çocuk doğurmuştur: biri; Özgürlük (Demokrasi), diğeri; Terör. O günden bu güne kadar geçen tarihi süreç içinde terörizm, demokrasi içinde hep kendine yer edinip çeşitli biçimlerde gelişimini sürdürerek, yüzyılımızın en korkulu ve belalı olayı haline gelmiştir.

Uygarlıklar arası açık savaş dönemi günümüzde artık sona ermiştir. Yerini kaçınılmaz olarak terör almıştır. Terör artık ülkelerin, sivil örgütlerin ve bireysel olarak şahısların kullandıkları bir yoldur. Bu da toplumsal süreç içinde çok normal bir gelişmedir.

Küreselleşme olarak bilinen yeni dünya düzeninde bilgi toplumunun savaşı, bilim ve teknolojideki gelişmişlikleri yakalayabilen ve hemen hayata geçiren illegal güçlerin hizmetine sunulmasıyla, terörizm önümüzdeki yüzyılda daha farklı boyutlarıyla karşımıza çıkmaya, devletleri ve insanları şaşırtmaya devam edecektir. Çünkü;

  • Dünyamız kaynakları sınırlı, hatta gün geçtikçe azalmakta, nüfus ise hızla artmaktadır. Bu durum, insanlarda ve hükümetlerde kaygı yaratmaktadır.

  • Dünya nüfusunun 7 milyara dayandığı düşünürsek, sorunun azgınlığı artmakta ve var olan beslenme ve açlık sorunu giderek büyümektedir.

  • Adam başına düşen su, enerji, mal ve hizmetler giderek azalmaktadır.

  • Sınır konulamayan bilgi, fikir, kültürel değerler, para, ticaret, iletişim, ulaşım, teknoloji, ülkeler arasındaki gelişmişlik, kalkınmışlık farkı daha da artmakta, makas açılmakta ve dengesizlikler insanları bilemektedir.

  • Üretimin yetersizliği yanında, var olanın da dağıtımındaki yetersizlik, eşit paylaşımı yok etmektedir.

  • Eğitimin yetersizliği ve bölgelerarası dengesizliği, sosyal sınıflar arasındaki farkı uçurumlara sürüklemekte, problemleri adeta çözümsüz kılmaktadır.

  •  Nüfusun hızla artması ve göçlerle gelen çarpık şehirleşme insanların kolay kaynaşmasını engellemektedir. Toplumun değer yargılarının değişmesindeki çeşitlilik, yönetim ve politik istikrarsızlıklar var olan beslenme ve eğitim sorunuyla birlikte azarak, insanları güven bunalımına sürüklemektedir.

İşte bu koşullar, ister kendiliğinden isterse güdümlü olarak doğmuş olsunlar, teröre davetiye çıkartırlar. Günümüzde terörün yaşam alanı bulacağı bütün önkoşullar gezegenimizde fazlasıyla mevcuttur. Onun için dünyamızda ve Ülkemizde terörizmin varlığı son derece doğal gelişimiyle ortaya çıkmıştır.

Dünyada terörle tanışmayan bir ülke de kalmamıştır. Bunu kabul edelim. Ve buna, bazı ülkelerin Türkiye üzerindeki menfaat ve beklentilerini de hesaba katacak olursak, Türkiye de terörün olmaması şaşırtıcı olurdu.

Teröre davetiye çıkartan o kadar çok çevre, o kadar çok şartlar ve o kadar çok sebep varken bize uğramaması mucize olurdu. Bunları bilelim ve bu bilinçle hareket ederek bu sorunun üstesinden nasıl geliriz,  onu araştıralım ve çözüm  bulalım. Çünkü Türkiye, iç ve dış koşulları itibariyle, terör odağına çekilmekte, sürüklenmekte ve kaosa götürülmektedir.

Türkiye 3 Kıtanın birleştiği bir peyk üzerinde jeopolitik bir ülkedir. Su (Fırat, Dicle) , Enerji (Körfez ve Kafkas Petrolleri) ve besin havzalarının (Çukurova-Harran-Mezopotamya) dibinde bulunmaktadır. Ülkemiz, üç üretim noktasına - su,besin,enerji -sahip olması ile iki büyük tüketim havzaları -Avrupa ve ABD ile Çin ve Hindistan -  arasında önemli bir kavşakta (Dağıtım Kuşağı üzerinde) konuşlanmış bulunmaktadır.

Türkiye'nin böyle konumda bir ülke olması ve gelişmesi, hızla artan nüfusuyla bölgede en önemli 3 unsurun (Su-Enerji-Besin) üretim ve dağıtım sistemlerini tehdit eder boyut kazanması, bir çok ülkenin şimşeklerini çekmeye yeter de artar bile.

Bölgelerarası kalkınmışlık farkı, gelirin adaletsiz dağılımı, işsizliğin giderek artması, eğitim ve beslenme sorununun çözülemeyişi, göç hareketleri, sosyal ve kültürel çözülmeler, yıllarca süren politik istikrarsızlık, Türkiye'de endişeleri zamanla daha da arttırmıştır.

Bize düşen,. Türkiye’yi böyle bir görüntüden kurtarmaktır. Türkiye istikrada, güven veren, doğum kontrolünü  sağlamış, dünyaya entegre olmuş, modem, medeni, insan haklarına saygılı, demokrasiye inanmış, sevgi ve hoşgörüyü yaşam felsefesi olarak benimsemiş uygar bir ülke olduğumuzu dünyaya göstermemiz gerekir. Başkaca yolu yok. Bunun için geçmişe dönüp bakmak ve tarihten dersler çıkartmakla işe başlayabiliriz. Önümüzde güzel fırsatlar var. Yaşadığımız olguları masaya yatırıp analiz edebiliriz. Benzer bir çalışma 1993 yılında model olarak ele alınmış ve irdelenmiştir. Bunu aşağıda yineliyorum.

Bilim adamlarına soğuk savaş, psikolojik savaş, kirli savaş, ilan edilmemiş savaş olarak tanımlanan terörizm bir demokrasi  hastalığıdır. Demokratik ülkelerde görülür. Antidemokratik ülkelerde devlet yahut başındaki yönetim aynı teröristler gibi hareket ettiğinden, terörist ve yandaşlarının hatta aile efradının dahi o ülkede yaşamlarına asla izin verilmez.

Ülkemize uyan şekilde terörizmin tarifini yapacak olursak; "Cumhuriyetin niteliklerini değiştirmek, ülke ve millet bütünlüğünü bozmak amacıyla kişileri korku ve paniğe düşürebilecek şekilde cebir, şiddet veya tehdide başvurmaktır." diye tarif edebiliriz.’ Bu tanım’ Batılı ülkelerde kabul gören genel bir tanımdır. Ancak, her ülke terörizmi kendi menfaatleri açısından ele alınmaktadır. Hemen her ülke teröre farklı bakar, farklı değerler atfederler.

Terör düşmana karşı dost gözükerek yaklaşılan ve ağır darbeler atılan bir gizli savaş türüdür.Terörizmin esası şiddettir, korkudur, tehdittir. Bunun üç öğesi vardır:

A. Kaynak

B. Kurban

C. Hedef

A. Kaynak, kişi yada bir örgüt olabilir. Yapılan veya yapılacak olan terör hareketinin bir kadrosu vardır. Kadro işi planlar, hedefleri belirler, bilgi toplar, eylem koyar ve kurbanları ortadan kaldırır.

B. Kurban, Saldırıya uğrayan, korkutulan, ortadan kaldırılan masum insanlardır. Kurban bazen ekonomik değerler olabilir. Kaynağın hedefine varması için, planlı ve bilinçli bir şekilde şiddet kullanarak veya şiddet kullanacağı tehdidinde bulunarak kullanmaya çalıştığı bir araçtır.

C. Hedef, kaynağın kurbanlardan daha büyük kitleyi yıldırıp korkutarak gerçekleştirmek istediği stratejik ve siyasi amaçlarıdır.

Terörizm, bir sosyal olgudur. Kriminal yanı politik unsurlarla örtülmeye çalışılır. Türkiye de terörizmin kendine göre dinamikleri vardır. Belli başlıcaları şunlardır:

1- Terörist hareket için ortada büyük bir sorun varmış gibi gösterilir Veyahut mevcut bir sorun abartılarak,hükümetin bu sorunu çözmekte aciz kaldığı ileri sürülerek taban ve destek aranır.

2- Bir haksızlık veya baskının varlığı iddiası ortaya atılır.

3- Teröriste göre Devlet kendisine haksızlık etmiş ve halk da buna kayıtsızlık göstererek ihanet etmiştir.

4-Teröriste göre Devletle birlikte olan halk da suç ortağı ve işbirlikçidir.

5- Baskıyı ortadan kaldırmak için şiddet gereklidir.

6- Teröristlerce mazur gösterilecek şiddetin bir sınırı yoktur.

7-Teröristler kendi amaçlarına uygun tepkiler yaratmak isterler.

8-Genelde teröristler amaçlarını açık ve net olarak ortaya koyarlar.

9-Teröristin başarısı için acımasızlık ve olağanüstü şiddet şarttır.

10- Şiddet şiddeti doğurur.

11- Terörizm, hükümetin baskıcı yanını da ortaya çıkartır.

12-Hükümetin başarısızlıkları halkın desteğini sağlamak için kullanılabilir.

13- Terörizm, dolaylı veya dolaysız olarak, hükümetin işlediğini yok etmeye çalışır.

14-Teröristler reklam ararlar.

15- Tepki stratejisinin başarılı olabilmesi için büyük bir kamuoyu yaratacak derecede hareketin gösterişli, dramatik ve toplu yerleşim yerlerinde yapılmasına özen gösterilir.

16- Terörist için hareketin kendisi değil, yaratacağı sonuç önemlidir.

17- Terörizmin ahlakı yoktur.

18- Terör sahibini de tanımaz.

19- Terörist için dava her şeyin üstündedir. Davaya giden yolda zayiat vermek kaçınılmazdır.

20- -Yasadışı faaliyetlerde bulunanları başarılı kılan, onların kararlarında ve faaliyetlerindeki serbestileridir.

21- Terörün gerçekte bir ideolojisi yokturdur. Başka şekillerde ortaya çıkmış olan düşünce sistemini kullanıp istismar ederler. Böylece kendine meşru bir temel bulmaya çalışır.

22- Teröristin başarılı olabilmesi için sistematik planlama ve plan gereğince eylem gereklidir.

23- Eylemde kullanılacak şiddetin dozu yavaş yavaş artmalıdır. Hep daha beterinin geleceği kuşku ve korkusu yaratılır.

24- Terörist eylem sık sık yapılırsa halkın çabucak adapte olacağı bir geleneksel iç savaş durumu meydana gelebilir. Bu durumda terörlü yaşama alışılır, terörün etkisi kalmaz.

25- Ufak çapta, inatçı saldırılar en etkilisidir.

26- Teröristler kendilerini bir davaya, bir lidere veya bir ideolojiye adarlar:

27-Teröristler davaları uğruna her şeyi yok ederler.

28- Kendini adayan terörist, ipini başkasının eline teslim etmiş olur. Kendi iradesiyle hareket etmesi söz konusu olamaz.

29-Terörist, kendisini her an savaş durumunda hisseder.

30-. Terörist, savaşı “onurlu bir hareket” ve kendisini de bu savaşın “kahramanı” zanneder.

31- Terörist, gerçeği değil, kendisine vaat edilen ve hayalinde canlandırdığı hayatı yaşar.

            32- Terörizm, teröristin zihninde cereyan eden hayalinin savaşıdır.

33- Hayali savaş için bile olsa, sebep olarak bir kriz gereklidir. Yoksa, oluşturulmalıdır. Terörist bu krizi kendince çözecektir.

34- Teröristler kendilerini sonuca götürecek tüm metotları haklı görürler.

35- Teröristler eylemlerinde “sınırsız savaşım doktrinini” izlerler. Savaşın ve silahın her türünü çekinmeden kullanır1ar.

36- Hiçbir ödün teröristi tatmin etmez. Gerçek dünya ile teröristin dünyası arasında büyük bir fark vardır.

38-Teröristin inançları ile gerçek olgular arasındaki çelişkiler somutlaştıkça teröristin direnci azalır.

39- Terörist hareketler büyük bir kamuoyu yaratmak amacı güder ve bunu sağlamak için suçsuz üçüncü kişilere yönelik vahşi tedhiş eylemlerine başvurur.

40-Teröristler, er veya geç, terörden şikayet eder olurlar.

41- Teröristlerin, kamunun dikkatini terörist hareketler yerine, hükümetin terörizme gösterdiği tepkiye çekmek isterler.

 42-Terörist bir hareketi başarıyla durduran bir hükümetin aldığı tedbirler dahi, yine teröristin istismar malzemesi olabilir.

43- Uzun ömürlü ve/veya kökü dışarıda olan her terör örgütünün arkasında mutlaka ve en az bir yabancı ülke vardır.

44-Teröristlerin eylemlerine kayıtsız kalan ülkeler, en azından ona pasif destekler verir ve hükümetin  teröristlere gösterdiği tepkiyi istismara ka1kışırlar.

45-Bazı ülkeler, sözde haklı bir sebebe (özgürlük mücadelesi v.b.sayarak) dayanıyor diye, terörizmi mazur gösterebilmektedirler.

46-Terörist hareketler, netice olarak politik bir amaca hizmet ettiğinden, hem bu tür hareketler ve hem de bu hareketi yapan kişiler politik açıdan takdir edilebilmektedirler.

47- Bir ülke için terörist olan, diğer bir ülke için bağımsızlık mücadelesi veren biri olabilmektedir.

48- Teröristlerin askeri açıdan ezilmesi yeterli olmamaktadır. Çünkü teröristler, politik savaşlarla da hükümetin gücünü tüketmenin mümkün olabileceğine inanırlar.

49- Terörizmi “kurtuluş mücadelesi” olarak gören ve teröristlere sempatiyle bakan devletler, terörizme karşı herhangi bir tedbir alınmadan önce arkasındaki sebeplerin anlaşılmasının gerekli olduğunu ileri sürmektedirler. Onlara göre bu sebepler; “insan hakları ihlalleri, geri bırakılmışlık, perişanlık, hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, moral bozukluğu, acı ve ümitsizliktir. “ Bütün bu sorunlara “siyasi çözüm” önerirler. Yani teröristlerle görüşüp isteklerinin kabul edilmesini tavsiye ederler. Gerçekte ise, terörizmin arkasındaki sebepleri göz önüne alınması isteği, terörizmi basit bir politik sorun haline döndürmek ve onlara karşı etkili tedbirlerin alınmasını önlemek istemektedirler.

50- Teröristlere lojistik destek sağlanması tek bir kaynakla açıklanamayacağı gibi, Ülkemizdeki terör de tek bir ülkenin çıkarları açısından, izah edilemez.

51- Ülkemizdeki terörizmin asil hedefi, “demokrasiyi öldürmek ve ülkeyi parçalamaktır”.

52- Demokrasinin ölmesi, Ülkede iç savaşın başlaması demektir.

53- İç savaş, otoriter rejimin ön şartlarını hazırlayacaktır.

54- Otoriter rejim, milliyetçi, ırkçı ve/veya köktendinci kesimlerin radikalleşmesini sağlayacaktır.

55- Terörizmde korku, şiddet ve tehdit unsuru devamlı canlı tutularak potansiyel şiddet tehdidi olarak isteklerin kabul edilmesinde kullanılır.

56- Terör eylemlerinin tek hedefi, tetiği çektiği insanı öldürmek değildir. Onun arkasındaki sistemi yok etmektir.

57- Demokratik sistemi ortadan kaldırmak isteyen terörizme karşı panzehir, yine demokrasidir. Demokrasinin nimetleri olan özgürlük, eşitlik, şeffaflık, adil, sürdürülebilir, katılımcı, paylaşımcı, yerinde, etkili, verimli, insan haklarına saygılı, süratli ve kaliteli yönetişimledir.

Türkiye terörden en fazla zarar gören bir ülkedir. 1980-2004 döneminde terörün Ülkemize maliyeti 400.Milyar Dolar Bu paranın ülkenin kalkınmasında, yatırım ve istihdamda kullanıldığını düşünürsek ulaşacağımız hayat standardı, bugünün kat be kat üstünde olacaktı. Terörün kökünü kazımak, tıpkı terörün ülkeye getirilmesinde olduğu gibi, elimizde değildir. Ancak, en aza indirmek elimizdedir.

Terörün var olması dünyanın sonu değildir. Terör gelecekte de var olacaktır. Çünkü, terör yüzyılımızın (Bilgi Toplumunun) kaçınılmaz, vaz geçilmez savaş aracıdır. Günümüzde her ülke terörle bir şekilde tanışmıştır. Dünyada hiçbir ülke yoktur ki, terörden şikayet etmesin, ve yine hiç bir ülke yoktur ki, terörü desteklememiş olsun. Sorun "Bu terör belasından en kısa yoldan nasıl kurtuluruz?"dadır.

Her hangi bir terör eylemi analiz edildiğinde, terörizmin dinamiklerini, terörün çıkış (kaynak) ve varış (hedef) noktaları arasındaki araçları (kurbanlarını) açıkça ortaya koyar. Bu onun kimliğidir. Geçmişte belki, terörün küçük çaplı ve münferit olduğu yıllarda, hami devletlerini ortaya çıkartmak mümkün olmayabilirdi. Ancak günümüzde iletişim araçlarındaki teknolojik gelişmeler bu imkanı bize sunmaktadır. Dikkatli bir terör analisti, terörün görünmeyen yüzünü, hamilerini de ortaya çıkartabilir. Türkiye bu konuda oldukça fazla çaba sarf etmiştir. etmeyi sürdürmelidir.

Ancak, hemen söyleyelim terörün hamilerini ortaya çıkartmak o kadar da önemli değil. Bunun dünyada en çarpıcı örneğini yine Türkiye yaşamıştır. Öcalan’ın Yunanistan, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, İtalya, Rusya ve Suriye tarafından açıkça korunduğu ve desteklendiğine bütün dünya ve Türkiye tanık olmuştur. Peki ne yapabildi? Veya ne yapabilirdi? Cevabı gayet açık: HİÇ BİR ŞEY. Çünkü , dünyada bütün ülkeler, teröre destek vermekte ve onun kendi amaçları doğrultusunda kullanmakta sabıkalıdırlar. Teröre desteği açığa çıkan ülkeler, sadece beceriksiz acemi ve amatör olduklarını ortaya koymuş olmaktadırlar. O kadar. Yoksa, Onları sanık sandalyesine oturtup da yargılayacak bir yargı, henüz dünyamızda bulunmamaktadır. Bu gerçekten hareketle "Biz neler yapabiliriz?"e bakalım.

Demokrasi hiç bir zaman, kendisini ortadan kaldıracak girişime izin vermez. Terörizm de bir demokrasi hastalığıdır ve hedefi demokrasiyi çökertmektir. O halde demokratik bir ülkenin  terörle mücadelede nefsi müdafaa hakkı her zaman vardır. Aksi iddia edilemez. Biz de demokrasi içinde bu problemi çözeceğiz. Baş vuracağımız yol onun dinamiklerini çürütmek ortadan kaldırmak olmalıdır. Bu konuda Ülkemiz insanlarını bilgilendirmek ve bilinç1endirmekle işe başlamalıyız.

Terörle mücadele yasayla ve kadroyla olur. Bu iki unsurun etkili olarak hayata geçirilmesi gerekmektedir. Terörle mücadele yasalarımız eksik, yetersiz ve bazı maddeleri de kamuoyunun dikkatini dağıtmaktan öteye geçmeyen gereksiz ifadelerle doludur.

Demokratik batılı ülkelerin gerek ceza kanunları ve gerekse terörle mücadele kanunlarında görülen ortak nokta; terör suçlarına bizdekinden çok daha ağır cezalar veriyor olmasıdır. Bir terör örgütüne üye olmak, para ve mal bağışlamak, toplanmasına yardımcı olmak, terör örgütünü temsil eden renkte kıyafetler giyinmek, müziğini çalmak, propagandasını yapmak, yardım ve yataklık etmek, İngiltere’de olduğu gibi, ağır müeyyide altına a1ınmıştır.

Yine dikkatimi çeken bir başka olgu da, batılı ülkelerdeki ceza sistemleri teröristlerin hedeflerini değil, hareketlerini (fiillerini) cezalandırmaktadır. Bizde durum oldukça farklıdır. Gerek terör suçları ve gerekse terör amaçlı suçlar Türk Ceza Kanununun 125 ila 172 maddeleri arasında derpiş edilmiş bulunmaktadır. Bu maddelerin bölüm başlığına bakıldığında Devletin Şahsiyetine Yönelik Fiiller olduğu görülecektir. Pozitif hukukun geçerli olduğu tüm demokratik ülkelerde devletin şahsiyetine yönelik tüm suçlar siyasi suç kapsamında değerlendirilmektedir. Yanı, hukuk diliyle ifade edecek olursak; ceza sistemimizde terör suçu yoktur, siyasi suç vardır. Terörle Mücadele Kanununun 1. Maddesi terör suçunu tarif edeyim derken siyasi suçu tarif etmektedir.

Batılı ülkeler, bu arada Ceza Kanununu aldığımız İtalya bile, 1980 li yıllarda Ceza Kanunlarında gerekli değişiklikleri yaparak terör suçlarıyla siyasi suçları birbirinden ayırmışlardır. Çünkü, siyasi suçlar uluslararası arama, soruşturma ve kovuşturma kapsamı dışında tutulmuşlardır. (Bkz. İnterpol Ana Sözleşmesi Madde: 2, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ki 17 Avrupa (ilkesi içinde Türkiye de akit ülkelerden biridir, Madde 3, Diğer İkili ve Çok Taraflı Antlaşmalar).

Bu uluslararası antlaşmalara göre siyasi suçluların takip edilmeleri, yakalanmaları, iade amacıyla tutuklanmaları ve yargılanacağı ülkeye iadesi mümkün olmamaktadır. Oysa terör suçu, tıpkı adi suçlarda olduğu gibi, İnterpol faaliyetleri kapsamında değerlendirilmektedir. Terör suçluları uluslararası düzeyde arattırılabilmekte, takip edilmekte, yakalanmakta ve yargılanacağı ülkeye iade edilebilmektedir. Türkiye’de terör suçu işleyip yurt dışına kaçan şahıslar, mevzuatımız gereği, siyasi suçlu sayılmaktadır. Bu da onların Yurda getirtilmelerini engellemektedir. Yasal boşluklardan doğan bu durum, terörün ekmeğine yağ sürmektedir. Ülkemizde terör olaylarına katılıp yurt dışına kaçan şahıslar oralarda kolayca mülteci statüsünü kazanabilmekte ve üstelik para yardımı bile alabilmektedirler. Bu durum suçun caydırıcılık ilkesini ortadan kaldırmakta ve güvenlik kuvvetleri ile yargının tüm çabalarını boşa çıkartmaktadır.

Suç olgusunun az, suç ve suçluların kontrol altında tutulduğu ortamlar ekonomik yatırımların ön şartıdır. Ekonomisi turizme endeksli ülkelerde güvenlik her zamankinden daha çok önem ve öncelik kazanmaktadır. Suç ve suçlularla mücadele bir bütündür. Terörün öne çıktığı durumlarda ise, top yekun mücadele stratejisi uygulamak kaçınılmazdır. Bunu açacak olursak; güvenlik kuvvetlerimiz başta olmak üzere tüm kamu ve özel kurum ve kuruluşlarda her kademedeki insana, sorumluluk derecesine göre, görev düşmektedir. Görevin bilinçli, ölçülü ve ülke menfaatleri çerçevesinde olması kaçınılmazdır. Ülke ve millet bütünlüğünü bozacak, ayrımcılığı ve kin duygularını kabartacak söylem ve davranışlardan kaçınmak gerekmektedir.

Günlük gazete ve de ve TV haber bültenlerinde bir ilde meydana gelen bir olay, sırf ses getirsin diye, abartılarak verilmektedir. Vatandaşların haber alma özgülüğünün sınırları oldukça aşılmakta ve insanları stres ve sıkıntılara sokmakta, mutluluğu gölgelenmekte ve ekonomik kayıplara uğratılmaktadırlar. Bir olayın görüntüleri aynı haber bülteninde dakikalarca ve bir çok defa da aynı kareler tekrarlanarak verilmekte, aynı kanalın her saat başı haberlerinde ve haberi atlayan kanalların ise ertesi günkü haberlerinde aynı durum tekrarlanmaktadır. Bu görüntüleri izleyen yabancılar sanki Türkiye’de iç savaş varmış, her taraf yanıp yakılıyor, can ve mal güvenliği tehlikede diye değerlendirmeler yapmaktadırlar. Sonuçta rezervasyon iptallerini görüyoruz ki, turistler ülkemize gelmekten yaz geçiyorlar ve yabancı sermaye de bu yüzden kaçıyor.

İngiltere’de IRA, Fransa’da Korsika, İspanya’da ETA gibi terör örgütleri hemen her gün terör eylemlerinde bulunuyorlar. Bu ülkelerin de basın ve yayın organları var. Polis bültenlerinde yer alan terör olaylarının büyük bir çoğunluğu, adeta söz birliği etmişçesine, yazılı basın ve televizyonlarda yer vermemektedirler. Önemli olaylar ise, yalnızca ana haber bülteninde bir defa gösterilir ve tekrar edilmezler.

Bu ülkelerin gazetecilerine ve TV yapımcılarına kimse böyle davranacaksın diye talimat vermemektedir. Vatanseverlik ve milliyetçilik, üstüne düşeni asla ülkesine ve milletine zarar vermeden, en iyi şekilde yerine getirmektir. Terörle topyekün mücadele stratejisi böyle bir bilinç ve sorumluluk duygusu içinde hareket etmeyi gerektirmektedir. Terörle mücadele etmek, açık bir savaştan daha zordur. Çünkü hedef  bilinmiyor, düşman görülmüyor ve hiç tanınmıyor.

SONUÇ OLARAK terörle mücadele yasalarla ve profesyonel bir kadro öncülüğünde yürütülmesi gereken bir harekettir. Bir hekim, bir mühendis veya bir kimyager titizliği ve disiplini içinde, olayın dünya ölçeğinde, baştan sona bütün boyutlarıyla görülmesi ve Ülke çıkarları doğrultusunda akılcı, sağduyulu ve Milletimize kazanç bırakan isabetli kararlar alınması ve bunların kararlı bir şekilde yürütülmesiyle mümkün olabilir. Sanıklara dışkı yedirilmesi, kötü davranılması, fena muamele göreceği yolunda tehdit savrulması kahramanlık, yurtseverlik ve milliyetçilikle asla bağdaşmaz. Bu yapıda olanların derhal kadro dışına atılmasıyla terörle mücadelede esaslı ilk adım atılmış olacaktır. Bu tür kamu görevlilerinin sırtları sıvandığı sürece, Yüce Milletimiz ve Devlet Büyüklerimiz dünya kamuoyunda aşağılanmaya, Türkiye ülke ve millet bazında sanık sandalyesine oturtulmaya ve bütçesinden trilyonlarca liranın tazminat olarak ödenmesine devam edilecektir. Bu para hepimizin parasıdır. "Milletimizin parasını, ciğeri beş para etmeyenlere vermek, onları ödüllendirmek kahramanlık mıdır, yurtseverlik midir, yoksa gafillik midir?" önce bu sorunun cevabını verelim.

SON SÖZ: Terörü bitirdik, kökünü kuruttuk veya bitireceğiz diyen yalan söyler. Terör bitmemiştir ve bitmez. Mücadelesi de elbette devam edecektir. Geleneksel metotları bir kenara bırakarak, akılcı ve bilimsel metotlar kullanarak terörün dinamiklerini bozabilir, onu etkisiz kılabilir ve en aza indirebiliriz. İşte o zaman, terör pasaportunu almaya, sahibine gidecektir. Çünkü, terörün hamisi vardır, hamilik yapan da pasaportunu ona verecektir. Şam'da beslenen terörist başı, dinamikler bozulunca  pasaportunu almaya Yunanistan'a gitmedi mi? Oradan pasaportunu alıp İtalya'ya geçmedi mi? Bir süre sonra da Kenya'ya kaçmadı mı? Ve Orada yakalanmadı mı?

Bu çalışmayı, durumu çok iyi açıklayan bir Atasözümüz ile bitirmek istiyorum:

“Düşmanlarımız için zaten gereken tedbirleri alıyoruz, Tanrım, sen bizi dost bildiklerimizden koru.”


 

[*] Bu Makalemiz, Çağın Polisi Dergisi 38.Sayısında YAYINLANMIŞTIR. Bilgi için, www.caginpolisi.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca, Yazarın diğer bir Makalesi olan "İnadına Çanakkale" Aynı Derginin 43.Sayısında Yayımlanmıştır. Lütfen inceleyiniz.

                           

E-mail: ibrahimacun@yahoo.com

              ibrahimacun@ttmail.com
 Bu sayfanın son güncelleme tarihi: 07-04-2011

 

    


 
bottom