ÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ:
|
E-mail:
mailadmin@odek-koyu.com
Copyright
©
Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir.
Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına
aittir.
|

ULUSAL EGEMENLİK BAYRAMI ÇOCUKLARIN MI?
İlk Söz: Türkiye'nin demokrasi geleneğinde
"ulusal egemenlik" ve "çocuk bayramı" ilişkisinin temelleri sadece
Türkiye'ye özgü bir olgudur.
Osmanlı İmparatorluğu da Avrupa ve Amerika gibi
Emperyalist bir devlet idi. Ancak sömürmekte ve sömürge topraklarını elinde
tutmakta hatalar yaptığından önce "Hasta Adam" olarak masaya yatırıldı,
sonra da sömürülecek ülke durumuna düştü, bölündü, parçalandı, işgal edildi ve
sonuçta tarih sahnesinden silindi gitti.
Tarihte güçlü olduğu dönemlerde Osmanlı
İmparatorluğu, Avrupalı idi ve Avrupalı Emperyalist Ülkeler Sınıfında yer
alıyordu. Önemli ve telafisi mümkün olmayan hatalar sonucunda Avrupa ile yolları
ayrıldı. Neydi bu hatalar?
Kısaca;
►
Ülkenin tek gelir kaynağı toprak fethetmekti. Ekonomi tarıma (toprak) dayalı
girdilerden oluşuyordu. Osmanlı Büyük topraklar fethetti ve oraları vergiye
bağladı. Ama oranın yönetimini yine bölgenin egemen güçlerine bıraktı.
►
Kendi dilini, kültürünü ve değer yargılarını onlara dayatmadı. Yerli halkı bu
bağlamda serbest bıraktı. Dahası Ülkesinde kendi ana dili Türkçe'yi yasakladı.
►
İstanbul'u fethedince dünyada en önemli ticaret yolları olan ve Anadolu'dan,
Anadolu'nun Kuzeyinden ve Güneyinden geçen 3 İpek Yolu Osmanlı'nın kontrolüne
geçti. Batılı ülkelerin Doğu ile olan ticareti bıçak gibi kesildi. Batılı
ülkeler alternatif ticaret yolları arayışına geçtiler. Afrika'nın güneyinden ve
Atlas Okyanusunu aşarak Asya'ya varmayı denediler. Sonuçta Amerika'yı
keşfettiler. Buralardaki zenginlikleri ülkelerine aktardılar. Dahası kendilerine
zengin ve yeni sömürge ülkeleri buldular.
►
Osmanlı İmparatorluğu ticareti geliştiremedi. Ticaret yoluyla dünyaya açılamadı
ve gelişmelere ayak uyduramadı. Gittikçe yalnızlığa itildi ve yalnızlaştı.
►
Dünyada yalnızlaşan Osmanlı yönetimi, yanlış tutumlarıyla kendi halkına da
yabancılaşmıştı.
►
Aydınlanma devrini yakalayamadı. Matbaanın, Rönesans ve Reformların ülkeye
girişlerine izin verilmedi. Eğitim ve öğretim alanında çağın gerisinde kaldı.
►
Sanayi devrimini yakalayamadı. Teknolojiyi ülkesine taşıyamadı. Ülkesini
yeniliklerle tanıştıramadı. Gelişmelerden uzak kaldı.
►
Fransız Devriminden sonra ortaya çıkan "Ulusçuluk" , "Özgürlük" ve
"Bağımsızlık" akımlarına karşı koyamadı. Monarşinin, Kapitalizmin ve
Emperyalizmin katı kurallarını egemenliği altındaki halklara uygulamadı..Baskıyı
sadece kendi ulusuna uyguladı.
►
Tarım toplumu olarak başlıca hedefi toprak fethetmekti. Başkaca bir hedefi
yoktu. Fethettiği ülkenin hazinesini kendi hazinesine katarak zenginleşmekten
başka bir icraatı yoktu. Fetihler durunca, hazineye akan gelir de kesildi.
Toprak almak şöyle dursun toprak kaybetmeye başladı.
►
Hazinenin tam boşaldığı 1856 yılında İngiltere ve Fransa'nın gaza getirmesiyle
Rusya'ya savaş ilan etti. Amaç Rusya'nın hazinesini 3 ülke olarak ortaklaşa
paylaşmaktı. Oyuna gelmişti. Savaştan eli boş döndü. Rusya'nın hazinesini
paylaşmak şöyle dursun, bu savaş için İngiltere ve Fransa'ya borçlanmıştı. Yani
borç alarak savaşa girmişti. Bu kumarı da kaybetmişti. İngiltere ve Fransa
borçlarını istedi, ancak ödenemedi. Onlar da 1881 yılında Duyun-u Umumiye
(Genel Borçlar) gereğince Osmanlının gelirlerine el koydular. Böylece mali
yönetimde söz sahibi oldular. Ekonominin idaresi Batının eline geçince Ülke
yönetimi de Batılı ülkelerin eline geçmiş oldu.
►
Almanların Emperyalist amaçla Basra Körfezi Petrollerine ulaşması için
çıkarttıkları savaşta, sanki körfez petrolleri başka bir ülkenin sınırları
içindeymiş gibi, Almanlarla ittifak ederek I. Dünya Savaşına girdi. Acaba bir
ülkeyi fetheder de hazinesini İstanbul'a aktararak durumu kurtarabilir miyiz
düşüncesiyle basit bir bahane yaratılarak Birinci Dünya Savaşına girdi. Almanlar
savaşı kaybetti ve 1918 de yenilgiyi kabul ettiler. Osmanlı İmparatorluğu son
kumarını da oynamış ve kaybetmiş oldu.
I.Dünya Savaşı, tüm tarım toplumlarına ve bu
arada Osmanlı İmparatorluğuna son vermiştir. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros
Ateşkes Antlaşması ile Çanakkale ve İstanbul Boğazları başta olmak üzere Osmanlı
toprakları itilaf devletlerince işgal edilmiştir. Askerleri terhis edilmiş
silahları ve savaş gemileri itilaf devlerine teslim edilmiştir.
Egemenlik İmparatorda idi ve onun da elinden
gitmiştir. Halk yönetimsiz kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu egemenliğini ile
beraber topraklarını da kaybetti.
Mustafa Kemal adında genç bir komutan "Egemenlik
kayıtsız ve şartsız milletindir." diyerek egemenliğin gerçek sahibini
tanımlamış ve milleti göreve davet etmiştir.
Mustafa Kemal Türk halkının bağımsızlık
mücadelesini 19 Mayıs 1919 günü Samsun'da başlatmıştır.
Türk Bağımsızlık Mücadelesinin, benzerlerinden
ayırt edici bazı özellikleri vardır. Bunlar:
►Bağımsızlık
Mücadelesi emperyalist ülkelere karşı verilmiştir. Antiemperyalist bir
mücadeledir.
►Bağımsızlık
Mücadelesi içerde Osmanlı yönetimine karşı da verilmiştir.
►Bağımsızlık
Mücadelesi bütün orduları terhis edilmiş ve silahları işgal kuvvetlerine teslim
edildikten sonra verilmiştir.
►Bağımsızlık
Mücadelesi Vatanın düşmanlar tarafından işgal edilmesine başlanılmasından sonra
henüz işgal edilmeyen bölgelerde başlatılmıştır.
►Bağımsızlık
Mücadelesine milletin kendi azim ve kararı ile başlanılmış ve ulusal egemenliğe
dayalı olarak Büyük Millet Meclisi çatısı altında yürütülmüştür.
►Bağımsızlık
Mücadelesi bir Bayrak (Türk Bayrağı) ve bir toprak (Misak-ı Milli sınırlar
içindeki vatanımız Türkiye'nin kurtuluşu) için yapılmıştır.
►Bağımsızlık
Mücadelesi meşru bir zeminde halka dayalı ve örgütlü olarak verilmiş, kesin bir
sonuca zaferle birlikte varılmıştır.
►Bağımsızlık
Mücadelesi sonucunda demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı, kurum ve
kuruluşlarıyla antiemperyalist temelde bağımsız bir devlet oluşturulmuştur.
Antiemperyalist temel üzerine kurulan ve
yönetim şekli olarak demokratik, sosyal, laik ve hukukun üstünlüğüne dayalı
Cumhuriyetin ilanına kadar süren bağımsızlık mücadelesini kontrol ve denetim
altında tutan Büyük Millet Meclisi, Misak-ı Milli Sınırlar içindeki her bir
eyaletten seçilen temsilcilerden oluşmakta idi.
23 Nisan 1920 de Ankara'da toplanan Meclis
meşru bir zemindir. Büyük Millet Meclisi içinden seçilmiş bir de Hükümet
kurulmuştur. Yürütme Görevini üstlenen Hükümet acil durumlarda Meclisten aldığı
yetkiler çerçevesinde hızlı hareket etme olanağına kavuşmuştur.
23 Nisan 1920 de Ulusal Egemenliğin halka
dayandırılması iradesi, Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulacak Cumhuriyet
rejiminin de bir müjdecisidir.
Türkiye "Kurtuluş Savaşına" Osmanlı
İmparatorluğu döneminde kaybedilen bağımsızlığını ve egemenlik haklarını tekrar
kazanmak için girmiştir.
Mondros'la kaybedilen ulusal egemenlik, Lozan
ile yeniden kazanılmıştır.
Cumhuriyet 29 Ekim 1923 tarihinde ilan olunmuş
ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti 24 Temmuz 1924 tarihli Lozan Antlaşması
ile ilk olarak emperyalist ülkelerce tanınmıştır.
Ulusal Egemenliğimize ilk olarak son verenler,
ulusal bağımsızlığımız da ilk olarak tanımak durumunda kalmışlardır.
Ulusal Egemenlik demek siyasi, sosyal,
ekonomik, v.s. alanlarda tam bağımsızlık demektir. Bugünden yarına vardırılacak,
yaşatılacak, sahip çıkılacak en önemli moral değerdir.
Bu kutlu sonuç üzerine Gazi Mustafa Kemal
Atatürk, geleceğimizin teminatı olan çocuklara ulusal egemenliğimizi kazanmak
için meşru olarak oluşturulan Büyük Millet Meclisinin açılış günü olan 23
Nisan'ı Bayram olarak armağan etmiştir.
Ulusal Egemenlik Bayramı çocuklarımıza bir
armağandır.
Ulusal Egemenlik çocuklarımız ile eşdeğerdedir.
Çocuklarımız bizim her şeyimizdir. Çocuğumuza sahip çıkar gibi ulusal
egemenliğimize de sahip çıkmak zorundayız.
Egemenliğe gelecekte ekmek su gibi ihtiyaç
duyacak olan çocuklarımızın bugünden yarına güvenliği ve bağımsızlığı da onun
büyükleri olan Türk Halkına emanettir.
23 Nisanlarda Ulusal Egemenlik Bayramını
çocuklar yapacaktır Sevinmesi gereken çocuklarımızdır..
23 Nisanlar Ulusal Egemenliğin kazanımı için
verilen mücadele günlerini büyüklere ibret gibi hatırlatıcı olacaktır.
Ve ilelebet çocuklarımız bayram yapabilsinler
diye de halkımız her an uyanık olacaktır.
Son Söz: Biz büyüklere düşen görev; Bayramın
daha da yararlı olması için ulusal egemenliğin kazanılmasında halka dayanan
paylaşımı, meşruluğu, demokratikliği ve özgün yönlerini çocuklarımıza anlatmak
olmalıdır.
İbrahim Acun
E-mail: ibrahimacun@yahoo.com
ibrahimacun@ttnet.net.tr
|
|
|
Bu sayfanın son güncelleme tarihi:
30-05-2008
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
bottom
|